21 Temmuz 2013 Pazar

Temmuz ayında yapmış olduğumuz bir seyahatimizi hatırlayarak Kars'a gitmiş, sizi de oralara götürmüştüm daha önceki yazılarmda. Kars ile ilgili aklımda kalanlar içinde en etkileyici kısmı aslında Sarıkamış ve Ani Harabeleri idi.



Katedral



ANİ HARABELERİ Kars'ın 45 km. kadar dışında tam Ermenistan sınırında binlerce yıllık geçmişi olan kiliseler ve bir Katedralden oluşan tepe üzerine kurulmuş harabelerdir. Öyle ki arada çok büyük sayılmayan Arpaçay (Kars çayı) olmasa bu tepeyi atladığınız an hoop karşıdasınız. Ermenistan'ın kendi sınırındaki otları dahi inceleyebilirsiniz.





Türkiye'nin batı ucundaki EFES harabeleri nasıl etkilerse beni öyle etkiledi ANİ' deki harabeler de. Bence bu iki tarihi ve turistik merkeze açık hava müzesi denilmelidir. Tepede bu kalıntıları gezerken garip bir yalnızlık ve bir o kadar da özgürlük hissi kaplıyor sizi. Ya da ben öyle hissetmiştim !




Kars - Ani arasındaki bir yerleşim alanı. Kışın  kardan dolayı tüm yolların kapandığını anlattılar...


Tepede bugün bile dimdik ayakta durmaya çalışan, tek başına ama ilgi çeken Katedral bana göre de diğerlerinden farklıydı... Ancak ben neden orada Titanik pozu vermişim, hatırlamıyorum ! Hatırladığım bu çok geniş yeşil tepenin bol esintili ve huzur veren bir yer olduğu idi...Rehberimizin anlattığına göre bizim ziyaretimizden önceki yıllarda güvenlik sebebi ile   fotoğraf çekmek bile yasakmış ! Bu yasağa uyulmadığı takdirde anında Ermenistan sınırındaki askerlerden uyarı gelirmiş !





Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ




Sizlerle bahçe, balkon yazılarımda paylaşmıştım ne kadar dış mekan ortamlarını sevdiğimi. Şehrin içinde bile balkonum midyelerle, istiridyelerle doludur. Renk renk sardunyalarımı yazmaya gerek yok.
Hatta balkonumu bile sanki bahçeymiş gibi yemek kısmı, kahve köşesi diye ayırmıştım.(Kendime göre minik okuma köşesi bile yaptım!) Zaten paylaşmıştım, ziyaretime gelenler bilir.


Neyse şimdi demek istediğim şudur ki; siz de mekanınız dar veya geniş, balkon, teras, veranda ya da bahçe fark etmez, dışarılarda kendiniz için, minik de olsa yaz köşeleri yaratabilirsiniz.


Hasır sepetlere dikeceğiniz begonviller size kendinizi Ege'nin kıyılarında hissettirir. Ben her yıl Bodrum'dan dönerken mutlaka bir saksı begonvilimi de getiririm yanımda.

Boş bulduğunuz her yere herhangi bir çiçeği ekebilirsiniz aslında. Çiçek denilen şeyin yakışmadığı yer görmedim ben.

Bodrum'daki ilk yıllarımızda en çok eskicileri dolaşırdık. Köylerin ara sokaklarında eskiye ayrılmış el arabalarını satın almak için köyün yerlilerine ''Bize satar mısınız?'' diye yalvarırdık. Çünkü şehirden gelenler için dekoratif anlamda kıymetli olduğunu onlar da bilirdi! Yukarıda görülen tahta el arabasının çok benzerini ben de bulup, bahçenin ortasına koymuş, içine sakız sardunyaları ekmiştim





Rüzgarda biraz fazla ses çıkartsalar da yaz günlerinin öğlen sessizliğin de deniz kabuklarının şıkırtılarını dinlemek çok keyifli olur. Sallandırıverin bir yerlerden, tamam işte ! Hem göze hem kulağa hoş gelir, şıkır şıkır.

Yaz renklerinde cesaret vardır.  Siz de bahçenizde veya balkonunuzda bu günlerde cesur olabilirsiniz. Eski sandalyeleri boyasanız bile, görüntü yeni gibi olur.

Böyle çitiniz de varsa; dekoratif bir duvar gibi kullanabilirsiniz. 

Tabii ki ağacınıza bu kadar çok kağıt balon asmak abartı olabilir ama, birkaç renkli balon veya fenerler sanki kutlama varmış havasını estirir. Ee her an kendinizi partide hissetmek de fena bir şey değil! (Bizim bahçe çok rüzgar aldığı için kısa bir süre sonra kağıt fenerler yırtılıyor, ne yazık ki!)



Keyif Dolu Günleriniz olsun.

Petek Uluğ







19 Temmuz 2013 Cuma


Keyif almak için başlayıp, paylaştıkça artan keyfim ile blog yolculuğumda bana renk katan, güzel yorumlarıyla hayatımı daha da renklendiren, paylaştıkça çoğaldığımı hissettiren blog arkadaşlarıma ve ziyaretime gelen tüm misafirlerime teşekkürler...









16 Temmuz 2013 Salı


Şu an KARS'TA değilim, evet; ama bundan 7 yıl önce yine bir yaz sıcağında Kars'taydım ve hayatımın en unutamadığım yaz tatillerinden birini yaşadım orada. 

Her yaz bugünlerde Kars'ı, Sarıkamış'ı ve Ani Harabeleri'ni hatırlarım. Tatil demek belki de sadece Çeşme, Bodrum demek değil. Öyle güzel şehirlerimiz, gizli saklı köşelerimiz var ki bu topraklarda! 

Uzun süren Karadeniz turumuzun son günlerindeki tek Doğu şehriydi orası. İyi ki gitmişiz,çünkü; onca güzel Karadeniz şehirlerinden geçerken hep aklımda serhat şehri denilen ''Kars'' vardı, ''Acaba, nasıl bir yer ?'' diye merak içindeydim. 

Aslında ben de bilmiyordum merakımın sebebini. Hiçbir bağlantım yok bu şehirle ilgili. Hatta rehberimiz bile turizme açık şehir olmadığı için fazla beklentimiz olmaması yönünde yol boyu uyardı bizleri. Ee tabii Bolu'dan başlayıp Amasya, Ordu, Trabzon, Giresun, Samsun, Sinop, Rize, Artvin gibi yeşilliklerin insanı adeta nefessiz bıraktığı, kendinizi bambaşka diyarlarda hissettiğiniz, Ege'de yeşil renk diye bildiğiniz rengin bile aslında yeşilin tam rengi olmadığını fark ettiğiniz illerden geçip Kars'a gelince ''Burası mı Kars?'' demeniz çok muhtemeldi ama ben yine de heyecanlıydım seyahat boyu...

                          

Belki de hatta büyük ihtimalle Orhan Pamuk'un KARS'ı anlatan romanı ''KAR'' etkilemişti beni! Sanki gerçekmiş gibi romanda geçen KARPALAS otelini bile aradım. Ne komik değil mi? Cihangir'de Masumiyet Müzesini aradığım gibi! (Sonra müze açılınca buldum tabii!)


Kars gerçekten çok küçük bir ilimiz. Otelimize varınca; 
''Şehir merkezini ne zaman göreceğiz?'' diye sorduğum rehberimiz ''Şimdi geçtik ya içinden Petek Hanım!'' demişti. İlk şaşırmam o andı. Olsun ben yine de gezecek, görecek bir yerler bulurum dedim.
                                                                                                                     
                                 
   
Yorgunluğumuzu atmak için bir yerlerde oturup, bir şeyler içelim diyerek dolaşmaya çıktığımızda ise; aslında bir yerler değil bir yer olduğunu fark ettim. Geniş, açık hava yeşillik bir çay bahçesiydi. Az gelişmiş çok şehirler gördüm ama Kars'a az gelişmiş diyemem, çünkü olanaklarının kısıtlı, imkanlarının sınırlı olmasına rağmen kendi içinde bir asaleti vardı şehrin...

Sessizdi, kendine yeten ve başka şehirlere özentisi olmayan bir şehirdi, hatta sanki sükunetinin içinde hüzün vardı. Ama insanları gayet keyifliydi; neşeleri yerindeydi...

                           

Halen Rus mimarisinin hakim olduğu şehir (Yıllar önce Ruslar tarafından yapılan alt yapı kullanılmaktaymış.) yüksek blokların betonlaştıramadığı bir şehirdi.

                             

Ancak; daha ihtişamlı olacağını beklediğim Kars Kalesi beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Şehrin içinde kalmış, kendi halinde bir kaleydi...


                                  

Altın Kaz Film Festivalinin yapıldığı Kars'ta kaz etinin çok meşhur olduğunu bildiğim için denemek istesem de yaz menüsünde olmadığı için tadına bakamamıştım. 

Ünlü Kars kaşarını tekerlek tekerlek alanlar olmuştu ama ben yerinde bolca yemeyi tercih ettim. 

                                


Yaz günlerinde Kars dediğime bakmayın siz, gayet serindi hava...


Orhan Pamuk'un romanında geçen Karpalas otelini buldum mu? Tabii yoktu! Hatta sordum, araştırdım bile sokaklarında. (Orhan Pamuk duymasın, gülerdi bana) Döner dönmez kitabı 2.kez okumuştum. Bu kez gözümün önünde KARS sokakları ve dağının eteklerindeki karlar vardı. Bu kez romanı çok daha iyi yorumladım ve anladım...

                             

Şehirde hayvancılığın gelişmiş olmasından dolayı halı ve kilim dokumacılığı çok yaygındı. Yukarıdaki fotoğrafı Ardahan ile Kars arasında çekmiştim. O zamanlar bir blog açıp, sizlerle buluşacağımı bilseydim, daha güzel fotoğraflar çekerdim!

Not:(Kars Yöresinde çok etkilendiğim Sarıkamış ve Ani Harabeleri ile ilgili anılarımı bir diğer yazımda paylaşmak isterim.)




Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

15 Temmuz 2013 Pazartesi


Nedendir bilmem ama eski, tarihi, salaş kapıları pek manidar ve anlamlı bulurum. Öyle gösterişli ve ihtişamlı olanlarından değil de sanki geçmişin içinden bugüne açılıverip, herşeyini ortaya dökecek, kendini zor tutan kapıları severim.

Belki de kapı gibi sağlam olabilmeyi, durabilmeyi ve bunu becerebilmeyi severim...


Aslında kapının açık veya kapalı olmasını değil de aralık kalmasını daha da gizemli bulurum. Tabii utanırım, bakamam içeri...Sokak aralarında dolanırken pek bayılırım, o yarı açık kapıların ardına. ''Kim bilir neler yaşanır içeride ?'' diye düşünürüm. 

Alaçatı

Kapılar sımsıkı kapalıdır, korur, kollar içeriyi...Ama nafiledir bazen, kilidi bile yetmez, dökülüverir her şey dışarı...

Aralık kapı ARAF tır sanki; içeriye girmeli mi? Yoksa dışarıda mı kalmalı ? Çoğu zaman bilemezsiniz cevabını !

                         
Alaçatı

Kapalı olan kapılar hiç  açılmayabilir de, zorlamamalı !
Ya da açık kapılar pat diye kapanıverir ise ardımızdan, yine de ürkmemeliyiz, bir kapı kapanır bir diğeri açılır diyebilmeliyiz... 

Çaldığınız kapıların ardına kadar açılıp, içeriye girebileceğiniz, yüzünüze hiçbir kapının kapanmadığı keyif dolu günleriniz olsun...

Foça 
Google





Keyif Dolu Günleriniz Olsun 

Petek Uluğ


Çocukluğunuzun çiçekleri var mıdır sizin ? Ya da nostalji yaşar mısınız çiçeklerle ? Ben yaşanır diyorum... Hani çocukluğunuzu hatırlatan ya da büyüdüğünüz evi, camın önünü,  büyükanne bahçesini anımsatan çiçek veya çiçek kokusu olur mu ? Olur...

14 Temmuz 2013 Pazar


Yaz demek keyif detaylarımın arttığı mevsim demektir demiştim ilk bölümdeki yazımda. Aslında keyif almanın hiç yazı, kışı olur mu?

12 Temmuz 2013 Cuma


Uzun zamandır görmediğiniz arkadaşınızla buluşmaya giderken nasıl hissederseniz kendinizi, ben de öyle hissettim Bodrum'a girerken. Yani; evime kavuşurken...Bir mola vermem, nefes almam gerekiyordu.

Dersler, sınavlar, notlar , geçen öğrenciler, kalan öğrenciler yordu beni ve tabi ayrıca twitter, facebook 'ta çalışan parmaklar, sosyal medyada tutulan nöbetler  !....

Bundan sonra dükkanımın Bodrum şubesi Yalıkavak beldesinde yaz boyu açık olacaktır. Aman ben böyle söyleyince yakın çevrem bile dükkan açtığımı zannediyorlar.
Demem o ki yaz boyu paylaşımlarımı ara ara Bodrum'dan yapacağım. Son 20 senedir yaz aylarımı geçirdiğim Cevat Şakir'in bu keyifli kasabasında yaşamak bana ayrı bir heyecan verir ve yılın tüm yorgunluğunu alır.( Tıpkı blogum gibi !) 

Her yıl değişen, gelişen ve yer yer bozulan Bodrum' u görmek hem mutlu eder hem de üzer. Yine de her haliyle güzeldir ve yozlaşmaya direnir...


Bu kış neler değişmiş diyerek merakla gittiğim Yalıkavak'ta öncelikle dikkatimi çeken Marina'daki (Palmarina) yenilenme oldu.  İş adamı Cefi Kamhi'nin bu büyük yatırımını satacağı haberini daha geçen yaz almıştık. Gerçekten el değiştirince mimari olarak da değişikliğe uğramış ve uluslararası özelliklere sahip bir marina olmuş...Tabi benim için önemli olan doğallığını koruması ve beldeye turizm anlamında katkı sağlaması. Umarım, Yalıkavak  ve Bodrum için olumlu ve kazançlı olur... 







Keyif Dolu Yaz Günleriniz Olsun...

Yaz günü her yer bembeyaz olmaz tabi. Geçen gün çocuk olmak istemiştim ya. Bugün de bembeyaz... Kar gibi, tertemiz, zaten yaz günlerine de ne yakışır beyaz. Aslında zamansızdır beyaz.

10 Temmuz 2013 Çarşamba


Kitap okumanın mevsimi, sırası olmaz. Başucumda mutlaka okunacak bir kitabım bulunur. Belki de ruh halime göre değişebilir ama beni çocukluğuma götüren her kitap bugünümün baş tacıdır. Sizi bilmem ama ben derim ki; içerik kadar kapak sunumu da çok önemli olduğu için beni keyifli bir yolculuğa çıkartacağını gösteren, can alıcı, okuru avlayıcı bir rehberdir kitap kapakları...

                          


İşte bu nedenle F.Zerrin Dağcı'nın kaleminden çıkmış BALKANLAR'DAN ANADOLU'YA EVVEL ZAMAN HİKAYELERİ adlı bu kitap, kitap alışverişim esnasında hemen dikkatimi çekti. Neden? Çünkü, benim gibi geçmişine, evveline, topraklarına düşkün birisi için anlatılan hikayeler vardı başlığında bir, kurumaya yüz tutmuş çok sevdiğim pembe bir gül vardı iki, nostaljik bir aksesuvar olan cep saati vardı üç ve eski, sararmış bir aile fotoğrafları vardı dört. İşte bunlar bendim. Şöyle bir göz gezdirdim ve alıp çıktım. Okunmayı bekleyen diğer kitaplarımın üstüne koyuverdim, biliyorum ayıp ettim. Sıraya koymalıydım! Ama çok merak ettim ve sabırsızlandım. Yaşanmış öykülere, otobiyografilere, özellikle aile büyüklerini anlatan, beni geçmişe götüren hikayelere bayılırım. O hikayeler bizim esas gerçeğimizdir, tıpkı Zerrin Hanım'ın anlattıkları gibi...

Nasıl da aldı beni çocukluğuma götürdü. Çok sevdiği dedesinin Boyabat'taki evlerinin bahçesi, çocukluğunun anıları bence herkesin anılarıydı. Yani; evvel zaman hikayeleri değil, tüm zamanların hikayeleri idi anlattıkları...

''Sabah karanlığı kızarmış ekmek kokusuydu. Akşam karanlığı da, kestane kokusu.'' demiş. İşte benim de çocukluğuma doğru çıktığım yolculuklarımda hep bu iki koku vardır...

Anneannesinin torunlarına geleneksel pişirdiği cevizli kek ve ailenin biraraya geldiği sofralar yok mu, okurken sadece kek deyip geçemeyeceğinizi anlıyorsunuz bir kez daha...

Ve anladım ki herkesin birilerinin hayatına,yüreğine, aklına dokunmak için pişirebileceği birşeyler olmalı !

Su gibi yalın anlatım dilinizle beni kendi çocukluğuma götürüp, o günlerime dokunduğunuz için size teşekkür ederim sevgili F.Zerrin Dağcı...

Kitap bittikten sonra ilk yaptığım hemen mutfağa koşup cevizli kek pişirmek oldu, tabii Zerrin Hanım'ın anneannesini yad ederek !





Not : (Yazar ile ilgili ticari amaçlı yazmış olduğum bir paylaşım değildir.)


Keyif Dolu, Bol Kitaplı Günleriniz Olsun...


Petek Uluğ




HOŞGÖRÜNÜN, İYİ NİYETİN VE GÜZELLİKLERİN

YAŞANDIĞI, NEFİSLERİN ARINDIĞI DAHA NİCE 

RAMAZAN GÜNLERİMİZ, KEYİF VE HUZUR DOLU İFTAR 

SOFRALARIMIZ OLSUN...

7 Temmuz 2013 Pazar


Düğün günü heyecanı ile hazırlıklarını sürdüren gelin adayları için akıllarında bir çok soru vardır, eminim. Ancak, bu özel günün en merak edilen, gelin adayını bir prensese dönüştüren en sihirli şeyi o  gün giyeceği gelinliktir. Modeli, beyazının tonu, dekoltesi, aksesuarları, danteli yani her detayı prensesi o gün yaşayacağı masalına hazırlar. 


Düğün.com'da yazdığım son yazımda gelin adaylarını Ortaçağlardan gelen prenseslere benzeterek, vintage gelinlikleri önerdim. Nostaljik gelinlerimi okumak isterseniz; http://dugun.com/






Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

6 Temmuz 2013 Cumartesi



Yemek blogu yazmıyorum ama yemek pişirmekten ve mutfak ile ilgilenmekten çok keyif aldığıma göre bunları da paylaşmalıyım diye düşünüyorum.

5 Temmuz 2013 Cuma



Mevsim yaz olunca, keyif detaylarım daha da  artıyor sanki ! Sadece yaz olması değil; tatil olması, çalışmaya ara vermiş olmam ile alakalı bir durum belki de...


Vitrinlerdeki renkler daha bir renkli görünür.


Bu sezon turuncu ve pembe kombinasyonuna bayıldım. Olmaz gibi gelirdi halbuki.

Sofralarım daha çok  yemek çeşitleri ile dolar, daha bir  keyif alırım, hiç üşenmem uğraşırım.


Bahçeden, balkondan içeri girmek istemem. 


Hiçbir mevsim vazgeçemediğim kitap ve dergilerimin sayıları artıverir birden. Seyredebildiğim filmler artar.


Yazlık aksesuarlara bayılırım. ( Yok yok onlara her mevsim bayılırım ! )


Bol bol limonata içer, misafirlerime ikram ederim.


Bahçemden günbatımı daha anlamlı gelir ..




Çivit mavisi gözüme daha bir güzel görünür.






Keyif Dolu, Anlamlı Günleriniz olsun...

3 Temmuz 2013 Çarşamba


Başrollerini   Barbara Streisand ve Seth Rogen'ın paylaştığı '' Annemle yolculuk '' filmi komedi türünde olmasına rağmen tam klasik bir  anne-oğul ilişkisini anlatan hatta

2 Temmuz 2013 Salı

ÖSYM tarihinde rekor kırdı ve 1 hafta sonra LYS sınav sonuçlarını açıklayıverdi. Binlerce öğrenci ve ailelerinin daha sınav heyecanı geçmeden şimdi onları üniversite tercih heyecanı sardı.