21 Şubat 2013 Perşembe



Şarkılarda, şiirlerde, romanlarda geçen o 7 tepe gerçekten var mı İstanbul'da acaba? Varsa neredeler ? Tabii bugün ikiz kulelerin, 52 katlı binaların arasında değil tepe, hafif yükselti olarak kaldıkları bir gerçek. Ama olsun yine de ben aradım buldum ve yediyi tamamladım.


Selçuk'taki 7 uyuyanlara benzettim onları, yok olmadılar sadece sessizce değişen İstanbul'u seyrediyorlar ! Bence hala tarihi haşmetleri yerli yerinde...



'' 7 tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü '' diyen Nazım Hikmet'i anmadan olmaz tabii.


1.Tepe : Topkapı Sarayı 



2.Tepe: Nuriosmaniye Cami




3.Tepe: Süleymaniye Cami


                             


4.Tepe: Yavuz Sultan Selim Cami




5.Tepe : Fatih Cami


                           


6.Tepe : Mihrimah Sultan Cami ( Edirnekapı )




7.Tepe : Haseki Külliyesi (  Hürrem Sultan )







Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

20 Şubat 2013 Çarşamba



Şifa niyetine her biri sihirbaz gibi olan o renkli renkli taşlardan bahsedeceğim. Benim de ilgi alanım olan, aksesuar olarak kullanmayı çok sevdiğim, kimileri için uğur sayılan, bereket getiren ya da hastalıklara şifa olan taşların bazı özelliklerini sizlere kısaca özetliyeyim...

19 Şubat 2013 Salı

         

Evet yazın keyfi bir başkadır; denizi, kumu, uçuşan elbiseleri, tiri tiril etekleri, çiçekli çantaları ama kış aylarının soğuklarından korunmak için kullandığımız o şapkalar,

16 Şubat 2013 Cumartesi



                                                  
                
Onlar ile hayatı, yaşamı paylaşmak çok güzel. Onları anlamak, hissetmek ise insan olmanın farkındalıklarından biridir aslında.

 Evimizin keyfi, dostumuz Michael da tam 3 yaşında artık. Onun bize gelişi hiç beklenmedik bir durumdu ancak nasıl da coşkuyla karşılandı tüm aile içinde.


Aynen bir bebeğin aileye gelmesi gibi...

 Evet bir bebeğin büyüme aşamaları ne ise aynısını yaşadık onunla..Bir erkek olarak anneye düşkünlüğü, ilk beslenmesi, tuvalet eğitimi, ilk hastalıkları, aşıları, en iyi veterineri arama çalışmaları, mamasını yemediği için veterinere açılan telefonlar, sabah yürüyüşleri ve sokakta ona gösterilen ilgi, alaka ...İşte bakın aynen bir çocuğun büyümesi gibi...İşte bu nedenle evde bizlerle hayatı paylaşan kedi, köpek dostlarımız çok değerli...



Peki tepkileri bir çocuktan farklı mı ? Hayır; evde çok sakinken dışarıdan biri gelince şımarması, sokakta koşturması, arkadaşları ile bir araya gelince mutlu olması, her yemekten tatmak istemesi, istediği olmayınca havlaması, çikolatalı ödülünü görünce sevinmesi, oyuncakları ile oynaması, işte onlar da aynen bizler gibi...

Öyle olmasaydı zaten veterinerler psikolojilerini incelemezlerdi, öyle güzel kitaplar var ki onları anlatan.


Evet Michael bize yaşattığın karşılıksız sevgin için, koşulsuz sadakatin için, bize olmazların olabilir olacağını, yapamamların yapılabileceğini, özellikle de bana mümkün değillerin mümkün olabileceğini  öğrettiğin için sana teşekkür ederiz.

                                       

Onlar ile hayatı, yaşamı paylaşmak çok güzel.


Keyif dostlarınızla bol keyifli günler.

Petek Uluğ

14 Şubat 2013 Perşembe


Griye inat atmadım bu başlığı, yeşilin gerçekten 50 tonu varmış!
Kelime olarak ''Taze, Diri'' anlamına gelen yeşil renk doğanın, yenilenmenin rengidir.Sessizlik simgesidir. Huzur veren, rahatlatan özelliği vardır.Güveni simgelediği için bankaların renk tonudur genelde. Öyle çeşitli adları var ki;zümrüt yeşili, zeytin yeşili, çam yeşili, çimen yeşili,nane yeşili, orman yeşili, dağ yeşili, fıstık yeşili, su yeşili.

Benim büyüdüğüm şehrin rengi de yeşildir. Bursa'nın yeşilidir.Uludağ'ın yeşilidir. Hatta böyle bir semti vardır ve orada Osmanlı'nın en güzel türbelerinden YEŞİL TÜRBE size ''Merhaba'' der ta tarihin içinden.


Yeşili öyle bir yeşildir ki; adlandıramazsınız hangi ton yeşil olduğunu; belki hissedersiniz ancak.


Amerikan kültüründe parayı (dolar) çağrıştırmasına rağmen bizim için MURAT demektir, ÜMİT demektir YEŞİL.


Dekorasyonda kullanıldığı zaman ayrıcalığın ötesinde dinginlik sağlar ortama. Sakinleştirici etkisi huzur verir. Ben beyaz ya da krem tonları ile kombinlenmiş halini severim. Yeşil yanında diğer renkleri pek sevmezmiş gibi gelir bana, hani pek cümbüşe ihtiyacı yoktur sanki.Ama belki de pembe, olmaz mı?

Kıyafetlerde ise yeşil-beyaz / krem-siyah üçlüsü tercihimdir.







Geçenlerde Beren Saat'in televizyon dizisinde (İntikam) giydiği gece elbisesinin renginden dolayı YAĞMUR YEŞİLİ demesinler mi? ( Çok hoştu,aslında!) Bak dedim bir ton daha eklendi ben yazmadan !



                           


Yeşili, ümidi bol keyifli günleriniz olsun.


Petek Uluğ

12 Şubat 2013 Salı

    
İstanbul'a son ziyaretimde aldığım Nurhan Atasoy'un  ''HAREM'' kitabını sonunda bu tatilde bitirebildim. ''

11 Şubat 2013 Pazartesi

                           

Sizlerle tanışırken keyifli anlar yazıma ilk KAHVE ile başlamıştım. Fakat çok düşündüm keyif önceliğimi çaya mı kahveye mi versem diye; ikisi de o kadar vazgeçilmezim ki...
Biriyle gözümü açıyorum, diğeri ile kendime geliyorum. İKİSİ ile de seremoni yaşıyorum, MUTLU oluyorum. Bakın şimdi de sevgili ÇAYI yazıyorum, hem de sevginin çok konuşulduğu bir haftaya denk gelerek...Şık bir porselende veya ince bellide  şöyle demli bir çay benim keyif dükkanımda eksik olabilir mi ?


Japonların çay törenlerini merak ettiğimi daha önce paylaşmıştım. Hakikaten bir ritüeldir benim için. Her bir yudumundan keyif alarak, doğru şekilde demlenmiş tavşan kanı gönül içeceğimdir benim. Evet; bu konuda biraz tutucuyum galiba çünkü çok pratik olmalarına rağmen plastik, kağıt bardaklardan ve poşet çaylardan hiç zevk alamadım. Zaten kolay hazırlanmamalı çay bana göre; yavaş yavaş demlenmeli, demini tam çıkarmalı, bazen de yanında minik atıştırmalıklar olmalı e yani zaman harcanmalı; hiç ÜŞENMEDEN sabahın köründe evden çıkarken bile çay demlenmeli ve o demin kokusu eve sinmeli ki güne keyifle başlansın. Tabi sevmeyenler için çoook gereksiz bir hazırlık olabilir. Sıcak suyun içine bir poşet koyunca da içilebilir çay !


Çayın aynı zamanda psikolojik bir paylaşım olduğunu zamanla kavradım. Çünkü ÇAY demek kişisel ve toplumsal bir paylaşım bizim kültürümüzde. Hani moraliniz bozuk olduğu zaman size ikram edilen nedir bir dost tarafından ? Hiç fark ettiniz mi?  Genelde ÇAYDIR. Çay sohbettir, dertleşmektir...



Her sosyal ve ekonomik ortamlarda paylaşılan ortak bir içicektir aynı zamanda. Yani eşitliktir, halkındır, yanındaki simit ile mütevaziliktir. Lüks ile pek işi yoktur. Ve günün her saatinde , her anında içilerek hep sizinledir ! Sizi hiç terk etmez, kahve gibi nazlı değildir, köpüğü oldu olmadı derdi yoktur...




Eski nostaljik çay bardaklarında sunumları da şölen olabilir...



Ya da içmeden duramayacağınız bembeyaz porselende ikramları ince belli bardaklar kadar keyif verebilir...


Anılarda kalırdı belki de
Zamanla ince bel,
Namussuz çay bile 
İnce belli bardaklarda verilmeseydi eğer...

CAN YÜCEL
Çayın hazmı kolaylaştırıcı ve kolesterolü düşürücü etkisi olduğu son yapılan araştırmalarda da doğrulandı.

RÜYADA ÇAY İÇTİĞİNİZİ GÖRMEK İSE ; sağlığa ve berekete yorulurmuş...



Bir çay koy sevgili, içinde aşk olsun, şiir olsun
Yudumladıkça içime sevgi dolsun, aşk konsun
Hiç eksilmesin çoğalsın sevdiklerim, demli olsun. 
'' Çay duyguların sıvı halidir '' der Bekir Erdoğan da...




Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ










8 Şubat 2013 Cuma


Geleneksel Türk mutfağımız dünya mutfakları ile ölçüşür durumdadır, çünkü; öyle zengin kültür ve gelenekler ile kaynamıştır ki; yemek tencerelerimiz Osmanlı Sarayın'dan çıkıp Karadeniz mutfaklarını dolaşıp, doğunun çeşnisi kuvvetli lezzetlerini de yanına alıp, Ege'nin otları ile Anadolu'da tekrar pişmiş, aş olup dünya mutfaklarında yerini almıştır. 

                           



Bir evin ana kapısı, girişi, antresi o evin gözleridir. Nasıl ilk gözlerdir birisi ile tanıştığımızda  baktığımız, evlerde de girişlerdir ev sahibinin gözleri...

7 Şubat 2013 Perşembe


Eğer kahve ya da çay içmeyi keyif haline getirdiyseniz içme eylemini de bir ritüel haline getirirsiniz! Bunu ancak; kahve, çay bahane önemli olan seremoni keyfi diyenler anlar...
(Japonya'da bir çay seremonisinde bulunmayı çok isterdim örneğin.) Durum böyle olunca kullandığınız fincanların ya da bardakların da önemi ve değeri artar. Hatta ben zamanla kahve fincanlarının tarihçeleri ile de ilgilenmeye başladım (Bunu ayrı bir yazıda paylaşırım sizlerle).


Bu tür sunumlarda fincanlar kadar yan aksesuarlar da çok önemlidir. Örneğin; tarihi özelliği olan, beni geçmişe götüren lokumluklar, şekerlikler ve demlikler çok keyif verir. Modern tasarımlarda da çok farklı, renk renk, eğlenceli çeşitlerini severim. Şık sunumlarda ise tercihim gümüştür. Ancak eskiye yolculuk yapmak ya da yaşatmak istediğimde Saray tarzı porselenlere bayılırım. Ee bayılınca da orijinal aksesuarları bulmak için yollara dökülüyorum.



Son birkaç yıldır İstanbul'a her gittiğimde uğramadan dönmediğim ve zahmetli de olsa pamuklara sarıp sarmalayarak getirdiğim porselenlerimi aldığım yer YILDIZ PORSELEN. Yıldız Parkı'nın içindeki yıldız porselenin imalat ve satış yeri olan fabrika hem müze olarak gezmek hem de keyifli bir alışveriş yapmak için harika bir yer. Tabi ki ilgi duyanlara..İlgi duymayanlar için ise harika bir gezi parkı sadece. Hem de içinde köşklerin, sincapların bulunduğu...
Ayrıca Yıldız Porselen'in Beşiktaş'ta Milli Saraylar'a bağlı şubesi de mevcut...


         
   

Burada belirli saatlerde porselen imalatı hakkında bilgi alıp, izleyebiliyorsunuz da. (Hatta rehber eşliğinde) Benim esas ilgimi çeken bu porselenlerin sade ve sadece burada üretilmesi ve saray orijinallerinden ilham alınması...

Alışverişinizi yaptıktan sonra Şale Köşkü'nde kendinizi hangi sultan gibi hissedersiniz bilmiyorum ama ben her ziyaretim sonrası saltanatın seremonilerinden çıkıp İzmir'e PORSELEN YOLCULUĞU ile dönerim...

                       
Fabrika/Müze Sultan 2.Abdülhamit'in sanata olan ilgisi üzerine 1891 yılında Yıldız Çini  Fabrika-i Humayünu adıyla açılmış.


Üretilen eserlerin tümünde orijinal damga ay-yıldız bulunur.


Bugün artık Milli Saraylar Daire Başkanlığı'na bağlı bir kurum olarak hizmet vermekte.



Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

1 Şubat 2013 Cuma



Çiçeklerin prensesidir benim için ORKİDE. Hani beyazlar giymiş kuğu gibi süzülen bir prenses. Çeşitli renkleri olmasına rağmen en yakışan rengi beyazdır sanki.


Kendi küçük keyfi büyük lezzet; kestane...Sonbaharın ilk günlerinde başlarım heyecanla beklemeye ilk kestane ne zaman çıkar da ben yerim diye?