31 Mayıs 2014 Cumartesi


Kahve keyfinin benim blogumun keyif sayfalarının başında olduğu malum. Çünkü; onun benim hayatımda önemli bir yeri var. O mola demek, o sohbet demek, o bazen de dalıp gittiğim diyarlar demek...Yani kara sevdam o benim!

Ee o zaman da ona yakışır bir sunum gerekir! Hatta ritüeller gerekir! Bayılırım, hiç de üşenmem! Sabah akşam birer tane tamam! Bu ne demek? Bana da renkli renkli fincanlarımla, oyuncak gibi oynamak demek. Yani oyun saatim geldi demek! 

İşte İnstagramda dostlarımla paylaştığım ikram örneklerimden bir derleme eşliğinde size minik bilgiler vereyim......

Kokusuyla size eşlik eden bir içicektir o...


'' Şeytan kadar kara, cehennem kadar sıcak, melek kadar saf, aşk kadar da tatlı '' demişlerdir onun için...
'

Okunuşunu  Etiyopya'nın ''Kaffa'' yöresinden almıştır.


Dünyada petrolden sonra en önemli ticari malzeme olduğunu biliyor musunuz?


Kahvenin doğada yetişen birçok türü vardır.


En çok tüketilen türleri ise ''Arabica'' ve ''Robusta'' türleridir.


İlk kahve, 1706 senesinde Amsterdam Belediye Başkanına hediye olarak gönderilmiş.





Bol Köpüklü, Keyif  Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

Kaynak:Google





20 Mayıs 2014 Salı


  ''Mayıs Gülleri'' nedir bilir misiniz? 


Hani Mayıs'ın ilk günüydü, bahar bayramıydı da herkes pembe, kırmızı, beyaz güller paylaşmıştı sosyal medyada. Hatırladınız mı? ''Hoşgeldin Bahar'' yazmıştık hepimiz! İçim cız etmişti o gün de yazamamıştım, Mayıs Güllerinin ne demek olduğunu ''Boşver!'' dedim kendi kendime ''Yakışmaz şimdi baharın bayramına!'' Bilemedim tabii 13 gün sonra sallanan Salı'da yine tüm güllerin tek renge döneceğine...

Çünkü benim ülkemde Mayıs gülleri siyahtır aslında!

1972 yılının Mayıs günlerinden biriydi yine 3 fidanın darağacında sallandığı gün. Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşı soluvermişlerdi gencecikken bir nefeste...İşte Mayıs Gülleri Onlardır, öyle geçer, öyle bilinir adları...

2013'ün bahar kokulu Mayıs'ında ise bir parkta aniden soluverdi güller, şaşırdı ağaçlar. Ne olduğunu anlayamadı kimse! GEZİ adını alıverdi tüm güller, koptu gitti goncalar...


Ve ben 2014'ün Mayıs sabahında huzursuz uyandım 13'üne denk gelen Salı'da...''Hayır olsun!'' dedim ve daldım hayatın içine...

Yine bilemedim, yine bir iş kazası zannettim, yine göçük sandım...

Halbuki; Hatırlamalıydım Mayıs Güllerinin vaktiydi ülkemde...


Yine siyah açmışlardı, yine renksizdiler, yine karaydılar...



Petek Uluğ


15 Mayıs 2014 Perşembe



Keyifler paylaşıldıkça çoğalır, keyif artar! Ancak; Acıyı paylaştıkça acımızı azaltamasak da, çare olamasak da insanız dedik, iyi günde kötü günde beraberiz dedik! Ateş düştüğü yeri yaksa da 81 il tek yürek Soma'dayız...

Soma'da gün karanlıksa bizde aydınlık olamaz. Soma kararırken, biz aydınlanamazdık! Gün Kömürdü, İşçiydi, Nedendi?, Nasıldı?, Kader miydi? Gerçek Neydi?, Öğretilmiş Çaresizliklerdi! Çare neydi? Çare BİZDİ!, Sabırdı, Dayanma Gücüydü ve Bol Dua idi!

Başımız sağolsun...

Petek Uluğ



8 Mayıs 2014 Perşembe


Yaratıcı olan insanların özellikleri incelendiği  zaman ortaya çıkan sonuçlar oldukça ilgimi çekti benim. Yaratıcılığın ayrı bir meziyet ve özel bir kabiliyet olduğu düşünürüm. Ancak sonuçlara bakarsanız, çok da farklı özelliklere sahip oldukları kanısına kapılamadım, açıkçası! Ben de sizinle paylaşayım dedim. Bakın bakalım siz de yaratıcı birisi misiniz?


YARATICI İNSANLARIN ÖZELLİKLERİ

- Çok çabuk sıkılırlar

-  Risk almayı severler

- Sıradışı davranırlar

- Kalplerinin sesine kulak verirler

- Çok hata yaparlar

- Kurallardan nefret ederler

- Bağımsız hareket ederler

- Fikirlerini sürekli değiştirirler

- Farklı olmaya odaklıdırlar

- Hayalleri büyüktür

İşte böyle olurmuş yaratıcı insanlar. Ya siz?


Keyif Dolu günleriniz Olsun

Petek Uluğ














29 Nisan 2014 Salı


Yemek blogu yazarı olmasam da zaman zaman farklı yemek tariflerini blogumda paylaşıyorum, çünkü yemek yapmak, yeni lezzetler denemek, bunları hazırlamak ve sunmak mutfağım kadar hayatımın içinde de önemli bir yer tutuyor! Özellikle çalışma saatlerimin dışında fırsatını bulduğum an özel tarifleri ustalarından öğrenmek de ayrı bir keyif veriyor bana...


Geçen yıl Dünya Mutfakları Kursuna katılmış; geleneksel, yöresel lezzetleri denemiştim Karşıyaka Roka Mutfak'ta...Gıda Mühendisi olan Gülsüm Hocam benim eskiye, tarihe düşkünlüğümü bildiği için bu kez Osmanlı Saray Mutfağı'ndan örnekler sundu. O anlattı, ben pişirdim. Ancak; bir ricası vardı benden. Öyle ya blogda yazarım hemen ya! ''Petek'cim yemek kitabımın hazırlığındayım, daha önce pek duyulmamış saray tariflerimin üzerinde çok çalıştım, onları kitapta paylaşayım!'' dedi. '' Aaa tabii!, bugün öğrenci ben, öğretmen sizsiniz!'' dedim...

Yine de 2 tane hazırlaması çok pratik tarifi onun izniyle paylaşıyorum sizlerle...

Hem de en bildiğimiz malzemeleri kullanarak farklı lezzetlere ulaşabileceğimize örnek 2 tarif...


İlk tarif Osmanlı Saray Mutfağı'nda sık pişirilen Tavuklu Mahmudiye. Adından da anlaşılacağı gibi saraya 2.Mahmut Dönemi'nde girmiş. Sizce domates, salça, şeker gibi malzemelerin henüz kullanılmadığı dönemde neler kullanılabilirdi yemeklere lezzet, tat, çeşni katmak için? Bol kuru meyve, baharat ,bal, badem ve damla sakızı...


TAVUKLU MAHMUDİYE

Malzemeler:

4 adet tavuk kalça
2 adet soğan
1 çorba tatlı kaşığı bal
5-6 adet kuru kayısı
1 avuç badem
bir miktar kuş üzümü
2 çorba kaşığı tereyağ veya margarin
1 limon suyu
1 çubuk tarçın (Sonradan alınmak üzere)
1/2 lt.su
dereotu
tuz
karabiber

Yapılışı:

Tereyağı soğan ve tavuk butlarını kuşbaşı doğrayarak kavurup sırayla diğer malzemeleri koyup su ilavesi ile kısık ateşte pişiriniz. Dereotunu pişen yemeğin üzerine serpiniz. Afiyet olsun...

                                


Eee çalışan biri olarak benim yemek tariflerim de ancak  bu kadar kolay olabilirdi !                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 

 Birkaç yemek pişimi sonrası hocam geçti ocak başına ve bana da bir kahve molası verdi....
                                                                                                                                                                                    

2. tarifim Sakızlı Pilav. Saray Mutfağında damla sakızı çok kullanılırmış, demek ki verdiği aromatik lezzet kabul görmüş! Bu arada dana etinin o dönem yemeklerde neredeyse hiç tercih edilmediğini, dananın beslenmenin dışında ancak taşıma aracı maksatlı kullanıldığını öğrendim...

Sakızlı Pilav 

Malzemeler:

1 Kg. Kuşbaşı et
2 su bardağı pirinç
5-6 adet soğan
2 çorba kaşığı tereyağı
3-4 parça damla sakızı
1/2 çay kaşığı tarçın

Yapılışı:

Soğanları mutfak robotundan suyu çıkacak kadar ince rendeleyin. Sıkarak suyunu çıkarın. Elde ettiğiniz soğan suyuna normal su katarak 4 su bardağına tamamlayın. Eti haşlayın ve hazırlayın. Etin yarısını orta genişlikte bir tencereye koyun ve üzerine pirincin yarısını koyup etin kalanını yayın. En üstü yine pirinçle tamamlayın. Tuz, tarçın, damla sakızı ve soğan suyu karışımını üzerine döküp çok kısık ateşte pişirin. Afiyet olsun.



Keyif, lezzet ve bereket dolu günleriniz Olsun...

Petek Uluğ





22 Nisan 2014 Salı


Renklerin zamanı ve sezonu yoktur. Her rengin ait olduğu kişiler, objeler vardır belki de. Hani benim rengim deriz ya! Aslında bizimle bütünleşen renk bize yakışan renktir. 

Modacıların, tasarımcıların her sezon piyasayı boyadıkları renkler vardır. 2014 İlkbahar-Yaz sezonunda ise yer gök sarıya bulandı dersem yanlış olmaz.

Sarı canlılıktır, çünkü güneşin rengidir. Sarı albenilidir ,dikkat çeker. Farklı kılar kıyafeti giyeni. Belki de biraz cesaret ister. Geceden güne uyanışın rengidir. Sarı cazibe denir, sarı şeker denir, sarı yaz denir, sarı papatyam denir, altın sarısı denir. İltifatları yüksek bir renktir, kısacası....



Sarı renk ve tonlarının kullanımında dikkatli olmak lazım. Yanına ilave edilecek diğer renk baskın olmamalı ancak dengelemelidir. Bu nedenle sarı-siyah ikilisi en yakışandır. Yanına beyazı da alarak uygun bir kombin meydana getirir. Tabii birincilik sarıdadır.








Güneşin ısıttığı tonlardır, kendinizi sıcak ve samimi hissedersiniz. Sarı bir dekora uyanmak gün rengine uyanmak gibidir.




Valentino




Şifanın rengidir sarı, çünkü limonun rengidir.


Sandık lekesinin, nostaljinin rengidir sarı.




Keyif Dolu Renkli Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

Kaynak: Pinterest




Bu sevimli butik müze İzmir'in Alsancak semtinde açılalı tam 3 yıl oldu. Kıbrıs Şehitler Bulvarı'nın en keyifli, en hareketli, kafeleri ile dolu Kordon'a çıkan Cumbalı sokağında. Ancak birçok İzmirli henüz keşfetmedi. ''Nerede ki?, hep geçiyorum o sokaktan!'' diyen çok tanıdığım var. Aslında haklılar da adeta arada saklanmış ve ilgi ister gibi bekliyor ziyaretçilerini.


Konak Belediyesi tarafından hizmete sunulan müze Türkiye'de tek olma özelliğini koruyor. ''Neden mask?, Neden maskeler?'' derseniz; ''İnsanoğlu'nun serüvenini anlatıyor da ondan'' diyor müzenin girişinde.


Özellikle çocukların mutlaka görüp, gezmesi gereken eğlenceli müze eğitici de aynı zamanda. İnsanın maskelerle nasıl gizem kazandığını, nasıl gerçeklerden saklandığını ama asla aslını gizleyemediğini göstermiyor mu?

                   


Burayı gezerken el işçiliğinin, el emeğinin minik masklarda nasıl sanata dönüşebileceğini de görüyorsunuz. Deri mask çalışmaları kadar maskeli balo şıklığındaki maskeler de oldukça dikkat çekici.

                                                

Aynı zamanda eski bir Rum evi olan müzenin bodrum katında çayınızı, kahvenizi içerken, mask yapımı kurslarından da faydalanabilirsiniz.




                                        
               

Müzenin 2.katında Nazım Hikmet, İsmet İnönü, Aşık Veysel, Victor Hugo gibi Türk ve Dünya tarihinde önemli yerleri olan sanatçıların, politikacıların maskları sergileniyor.




Maskelerin sanatsal çalışmalar olarak kalacağı, gerçek yüzlerimizin hiçbir şekilde gizlenmeyeceği bir düzende bu tür müzelerin daha da çoğalmasını dilerim.


Adres: Cumbalı sok.No: 22 Kıbrıs Şehitleri Cad. Alsancak Tel: 232 463 21 07

Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ