film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2014 Cumartesi


Asalet ve zerafet kelimelerinin yanyana kullanıldığı cümlenin devamında mutlaka Monaco Prensesi Grace Kelly kelimeleri de vardır. Hele bir de gelin, gelinlik arayışınız varsa, onun zarif, sade ve şık danteller içindeki muhteşem gelin olduğu fotoğrafını görmemiş olamazsınız. Tarihe geçmiş birkaç gelinden biridir O! 



Evet; tüm prensesler ve kraliçelerin hayatı, sarayların günlük yaşamları merak uyandırır, çünkü; peri kızı masallarının gerçek hayattaki kahramanlarıdır onlar...


Avrupa Saraylarının mavi kanından gelmeyen biridir Grace Kelly, ancak; lüksün, şatafatın, şöhretin simgesi Hollywood'un prensesidir önceleri. Monako Prensi Rainer'dan aldığı evlilik teklifi ile hayatının akışı değişir ve en önemli rolünü oynamaya başlar..


Halk tarafından sevilen popüler prenses modellerinde genellikle bir trajedi vardır. Ani ölüm, kaza, hastalık ya da hüsranla biten aşklar gibi. Yani bu peri kızlarının hayatları hiç de masallardaki gibi bitmez.


Grace Kelly'nin de hayatı kendi kullandığı bir araba kazasında sonlandı. Kaza anında yanında bulunan küçük kızı ise uzun yıllar o travmayı atlatamadı. Bu nedenle midir bunca sevilmesi bilemem. Yine de; bakışlarındaki kibarlık, duruşundaki zariflik Onun gerçekten asalet ikonu haline getirilmesinin boşuna olmadığını gösterdi yıllar içinde...



Nicole Kidman'ın canlandırdığı, prensesin hayatının bir kesitinin anlatıldığı bu film ise geçen hafta vizyona girdi. Ailesi tarafından gerçeklerle ilgisi olmadığı öne sürülerek boykot edildi ve onaylanmadı.


Bana sorarsanız; Nicole Kidman her zaman olduğu gibi doğal ve başarılı oynamış rolünü. Bir prensesin asaletine zaten kendi genetiğinde sahip olan bir sanatçı, star! Ancak; Grace Kelly olabilmiş, onun enerjisine sahiplenebilmiş mi? HAYIR! 


Yine de bir sarayın görkemini, Monako'nun harika sahillerini ve ihtişamlı bir filmi seyretmek isterseniz, sıkılmazsınız diyebilirim...



Keyif Dolu Günler
Petek Uluğ

27 Ağustos 2014 Çarşamba


Burası Necati Cumalı'nın Urla'da bulunan Anı ve Kültür Evi...

Ege'nin en keyifli ilçelerinden biridir Urla. Ancak; Yanıbaşındaki Çeşme'nin gölgesinde kalmış gibi gelir bana hep. Belki de bu nedenle burada doğup, büyüyen ünlü edebiyatçı, oyun yazarı ve şair Necati Cumalı'nın bu müze evini pek bilenler yoktur.



Sıcak yaz gününde edebiyat günü yapmak istedim ve kendimi burada buldum. Evinin odalarında yaşanan onca anıların içinde bir okadar da ödüller, plaketler, film afişleri bulunuyordu. Necati Cumalı'nın doğduğu ve daha sonra eşi ile beraber yaşadığı bu taş evde kendinizi edebiyat tünelinde hissediyorsunuz.

                                       

Edebi kişiliğinin yanı sıra avukatlık da yapan Cumalı'nın bazı kişisel eşyaları sergilenirken, zemin katta bulunan bir odası da ilçe kütüphanesi olarak hizmet vermekte.






  Yazarın filme çekilmiş eserleri de afiş olarak evinin duvarlarını süslemekte...



1963 yılı'nda Urla'da çekilen bu film 1964 Berlin Altın Ayı Ödülünü kazanmıştı...

                                         

   

 

Anı evinin bahçesinde resim sergilerini de ziyaret edebilirsiniz.

Adres: Necati Cumalı Cad. Merkez, Urla, İzmir 

Tel: 0212 754 53 70

                  
Ve 2.Durağım yine Urla merkezde bulunan kadın üreticilerin el emekleri ile kendi ürünlerini sergileyip, satış yaptıkları kadın üreticileri pazarıydı.
Neler neler vardı, bir görseniz. Hem tadım yaptım, hem alışveriş, hem de fotoğraf çektim...



Haftanın her günü, yaz kış açık olan bu kapalı pazar yeri aynı zamanda serin bir taş bina. Yani bu sıcaklarda gidilebilecek en güzel pazar yeri!


Ürünler doğal ve otantik. Alışveriş yapmasanız bile görsel anlamda çok şirin bir pazar...


Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

12 Temmuz 2014 Cumartesi


Temmuz sıcağında KIŞ UYKUSU filmini seyretmek içimi serinletti, inanın! Nuri Bilge Ceylan'ın 67.Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye Ödülünü kazanan filmi, Soma faciası nedeniyle yüreklerimizin yandığı günlerde içimizi serinleten bir moral olmuştu, hatırlarsınız.

Ancak; benim bu filmi seyrettikten sonra serinlemem bir ferahlama anlamında oldu. Neden mi? Çünkü; film boyunca son derece başarılı performans sergileyen sanatçıların diyalogları bana inandığım doğruları yeniden doğrulattı sanki...


''Aklın yolu bir olsa da doğru kime göre ve neye göre doğrudur? Yani eğri olmayan herşey doğru da olmayabilir! ''


Nuri Bilge Ceylan'ın diğer filmlerine göre en bol diyalog içeren filmi sürekli bunu sorguladı. Ya da ben bunu sorguladım diyelim. Tabii; altını çizdiği nihilizm kavramını da gözardı edemem...




Haluk Bilginer'in inanılmaz oyunculuğu, Demet Akbağ'ın etkileyici doğallığı, Melisa Sözen'in hüzünlü ve naif duruşundaki başarı ile birleşince ortaya çıkan aile öyküsü adeta BİZ olmuş, yani HEPİMİZ olmuş. 




İsmail karakteri ile özlem giderdiğim Nejat İşler ise '' Hadi artık; dön aramıza, özledik seni! '' dedirtti...



Peki Hamdi'yi canlandıran Serhat Kılıç; sağımızda solumuzda bulunan, sokakta yürüyen adam değil miydi?


Onların öyküsü sizi, bizi anlatır olmuş. Gizemleri ile içindekileri ile dışarı vurabildiklerimiz ile bizim hayatımızdaki insanlarımız olmuş.


Kim haklı? Kim haksız? Değil! Herkes haklı olduğu kadar herkes yanlış da olabilir olmuş...


Cesurca konuşabilmeyi becerebilsek dahi en içimizdekini korkmadan eleştirebilme cesaretini gösterebiliyor muyuz herzaman?


Filmin doğal platosu Kapadokya ise taş evlerinin içine gizlediği insanları ve hayatları ile simgesel bir görüntü sağlamış. Biz neyi nekadar gizleyebiliriz ? İçimizdekiler nekadar ve nezamana kadar bize aittir? 




Yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapan Aydın karakterinde kendimden biraz bulmadım mı? Buldum, tabii...

                        

''Acaba yanlışı ben mi yaptım?'' diye kendine soran Necla'da kim kendinden birşeyler bulmaz ki?

Kırgınlığını ve acizliğini tavırları ile gizleyemeyen Nihal bize çok uzak olabilir mi ki?





İşte; hepimiz hangi mevsim olursa olsun KIŞ UYKUSUNDA olabiliyoruz...


Ama esas mesele uyumak değil de ayılabilmektir, değil mi?



Eline ve emeğine sağlık Nuri Bilge Ceylan ve Ebru Ceylan.


NOT: 3.5 saat süren film size vaktin nasıl geçtiğini hissettirmeden seyrediliyor! Bu da filmin ayrı bir başarısıdır bence! '' Çok uzun, gitmem!'' diyenler içindir notum...


Keyif  Dolu Günleriniz Olsun.


Petek Uluğ









14 Şubat 2014 Cuma


Küçük bir meseleye benzeyen aşk filmi beklentisi ile gitmiştim. Oysa büyük alkışı haketmiş! Hiç de küçük bir meseleyi anlatmıyor. Vizyonda çok yeni olduğu için konu hakkında bilgi vermeyeceğim ama sıradan bir aşk filmi olmadığını, sürekli '' Ne olacak? '' beklentisi ile seyredeceğinizi söyleyebilirim.


Yönetmenliğini Kerem Deren'in yaptığı film Nil Karaibrahimgil'in '' Kanatlarım var benim düşmem '' şarkısı ile başlıyor ve enerji dolu Eylül'ün sıcaklığı anında seyirciye geçiyor. Bu rolde Farah Zeynep Abdullah çok gerçek ve çok samimi. İlk defa kendisini Julia Roberts'a benzettim bu filmde...

                            

Tekin rolündeki Engin Akyürek ise herzaman olduğu gibi 
(Objektif olamayabilirim, kusura bakmayın!) yine gözleri ile oynuyor, gözleri ile anlatıyor herşeyi. Filmin içine çekiyorlar ikisi de seyirciyi...



Vee final sahnesi...Sanki biraz gerilim filmi tadında, biraz şaşırtıyor ya da çok şaşırtıyor ama asla ağlatmayı hedeflemiyor.

Filmin çekildiği mekanlar Bozcaada olunca akan sular durmuş! Benim gibi bu ada hayranı iseniz zaten seyretmelisiniz. Görsel çekimlerin renkli ve cıvıl cıvıl olması Eylül'ün çekiciliği ile birleşince ortaya güzel bir film çıkmış derim ben ...

Her filmde bir söz bulurum akıl defterime yazacak. Bu filmde ise ''Kim olduğumuzu başkaları söyler bize!'' sözünü çok sevdim...



Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

22 Aralık 2013 Pazar


Yine soruyor Çağan Irmak son filmi '' TAMAM MIYIZ? '' da kendimize sorduğumuz tüm soruları...Bazen soramadığımız soruları da soruyor tabii! Örneğin; daha film başlamadan, hiç hazır değilken tak diye geliyor ilk soru. Hatta anlamadım bile ne olduğunu. ''Dur Çağan Bey bir dakika! Henüz film başlamadı! '' diyecektim ki ilk sahnede kaldı aklım hem de sorunun cevabını vermeye çalışırken.

12 Ağustos 2013 Pazartesi


Bu yaz sıcaklarında sinema keyfi sanki yapılmazmış gibi düşünülse de aslında tam bir yaz keyfidir benim için. Serin sinema salonunda kış aylarının koşuşturmalarına inat, rehavet içinde vizyondaki yeni, taze filmleri seyredebilmek, özellikle tatilde olan oğlumla gidebilmek ve film sonrası onunla karşılıklı yorumlarda bulunmak çok zevk aldığım tam bir tatil eğlence seçeneğidir.