15 Temmuz 2014 Salı



Bahçe, balkon sezonu açılalı çok oldu, tabii. Ama ben yeni yeni tatil ruhuna girdiğim için herhalde ancak paylaşabiliyorum bu keyif dolu açık hava görsellerini. 

Söz konusu bahçe olduğu zaman öyle güzel köşeler yaratmak mümkün ki!

Biraz zaman, biraz malzeme ve biraz da zevk, tamam işte. Artık bu tür malzemeleri temin etmek çok kolay, her yerde bulabilirsiniz. Olmadı, evde mutlaka vintage görünümlü veya ahşap aksesuarlarınız vardır. Onları dış mekanda kullanarak açık havada yaşam alanı meydana getirebilirsiniz.

                           

Şu dallara asılan balonlar yok mu, örneğin; harika bir şıklık yaratıyor! Renk renk kağıt toplar da parti havası yansıtıyor bahçelere. Ben bunlardan alıp evimin içine, balkonuma bile astım. Ne yapayım, onları seyretmek hoşuma gidiyor, her an '' Parti başlasın! '' halleri var gibi geliyor.
     
                                                                                                                                                                                              

Yaz akşamlarında bahçe ve balkonlara en yakışan dekoratif malzemelerden biri de şamdan ve mumlardır, bana göre. 

                            

İmkanınız varsa renkli ampuller de kullanabilirsiniz...

Yaratıcılığınızı da kullanarak farklı, her yerde görülmeyen köşeler elde edebilirsiniz.

                              

Sandalyelerinize ekleyeceğiniz minik süsler, büyük farklar yaratabilir. Yaz akşamları daha keyifli olabilir...



Bahçe çiçeksiz olamayacağına göre, onları yerleştireceğimiz, ekeceğimiz sıradışı saksılar da bulabiliriz.


Kaynak:Pinterest


Keyif Dolu Günleriniz Olsun


Petek Uluğ

14 Temmuz 2014 Pazartesi


Sizi bilmem ama bir tutamlık tadların daha lezzetli olduğunu düşünürüm. Azdır ya, tadı damağınızda kalır. Ben nezaman İstanbul'a gitsem ve nekadar vakit geçirirsem geçireyim İSTANBUL bir tutam lezzettir damağımda kalan...

Geçen Haftasonu gezi maksadıyla gitmesek de araya okadar çok keyif durakları koydum ki, ''Biz neden gelmiştik buraya?'' diye sordu eşim ve oğlum. Aslında alışıktırlar bana yani benim eski bir rehber olmamdan kaynaklanan gezme merakıma! Hele bu şehir İSTANBUL ise geri kalan herşeyin teferruat olduğunu da bilirler...

Hatta takipteki sevgili arkadaşlarıma da söyledim. 
'' Yorulursunuz siz şimdi beni takip ederken!'' dedim. Koşarım çünkü ben bu şehirde, her saniyesini kaçırmamak adına içime çekerim Tarkan gibi ''huupp'' diye...


Yorulur muyum orada? Hayır! Ne zaman anlarım yorgunluğumu? Bir sevdamdan bir sevdama dönünce. Yani; İZMİR'E kavuşunca. Olsun SEVDAM olsun yeter! Bu iki şehirde kalbim çarpsın yeter!

Bu kez de blogda hızla bir tur attıracağım size, ama çok hızlı. Bakın yorulmak yok, olur mu? Gezdiğim yerlerin sadece fotoğraflar var. 


                                   Bebek sahili
              
                                                                                                                                                                         

Milli Saraylar Koleksiyonlar Müzesi'nde Yıldız Porselenin satış yeri-Beşiktaş (Uğramadan dönemem!)

Dünya markalarını biraraya getiren Zorlu Alışveriş Merkezi-Zincirlikuyu

İtalyan Mutfağı'
na merak duyanlar için cennet gibi bir mekan Eataly-Zorlu AVM

Yılların geleneksel pastane simgesi haline gelmiş edebi toplantıların yapıldığı Baylan Pastanesi-Kadıköy
Baylan denilince de Adisababa yemeden dönülmez...

Geleneksel Türk Mutfağı'nın tüm lezzetlerini birarada bulacağınız restoran. Çiya-Kadıköy


Keşkek-Nohutlu bulgurlu Antep aşı

 Antikacılar Sokağı-Kadıköy

Eskiden İstanbul'un elektrik ihtiyacının karşılandığı santral müze-2010 yılı'nda Avrupa Mimarlık Ödülünü kazanmış! Santralistanbul-Silahtarağa Mah.Eyüp

Pera Müzesi'nde bulunan ve benim kendimi bulduğum KAHVE MOLASI adlı sergi-Pera-Beyoğlu

Beşiktaş'ın göbeğinde olmasına rağmen sessiz, sakin bir parkın çevrelediği Ihlamur Kasrı-Ihlamur Yolu


İstiklal Caddesi'nin telaşı arasından kaçıp sığınabileceğiniz sükunet içindeki Kültür Merkezi Salt Beyoğlu-İstiklal Caddesi

Eski yerinden taşındığını duyunca üzüldüğüm ama yeni yerinde ayrı bir keyif aldığım Robinson Crusoe Kitabevi-Salt Beyoğlu-İstiklal Caddesi

Her gördüğüm zaman Beyaz Rusların kaldığı yılları anlatan kitapları hatırladığım pasaj-İstiklal Caddesi

Girişinde Issız Adam filminin son ayrılık sahnesine gittiğim, girince çıkmak istemediğim Atlas Pasajı-İstiklal Caddesi

Gezi'deki ağaçları, çiçekleri ve serinlemek için oturan İstanbulluları selamlamadan geçilemeyecek park.Gezi Parkı-Taksim


Temmuz ayında nereden bulduğunu anlamadığım! Kestaneleri ile sokak kestanecisi-İstiklal Caddesi

Ve Taksim'in meşhur çiçekçileri...



Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ







12 Temmuz 2014 Cumartesi


Temmuz sıcağında KIŞ UYKUSU filmini seyretmek içimi serinletti, inanın! Nuri Bilge Ceylan'ın 67.Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye Ödülünü kazanan filmi, Soma faciası nedeniyle yüreklerimizin yandığı günlerde içimizi serinleten bir moral olmuştu, hatırlarsınız.

Ancak; benim bu filmi seyrettikten sonra serinlemem bir ferahlama anlamında oldu. Neden mi? Çünkü; film boyunca son derece başarılı performans sergileyen sanatçıların diyalogları bana inandığım doğruları yeniden doğrulattı sanki...


''Aklın yolu bir olsa da doğru kime göre ve neye göre doğrudur? Yani eğri olmayan herşey doğru da olmayabilir! ''


Nuri Bilge Ceylan'ın diğer filmlerine göre en bol diyalog içeren filmi sürekli bunu sorguladı. Ya da ben bunu sorguladım diyelim. Tabii; altını çizdiği nihilizm kavramını da gözardı edemem...




Haluk Bilginer'in inanılmaz oyunculuğu, Demet Akbağ'ın etkileyici doğallığı, Melisa Sözen'in hüzünlü ve naif duruşundaki başarı ile birleşince ortaya çıkan aile öyküsü adeta BİZ olmuş, yani HEPİMİZ olmuş. 




İsmail karakteri ile özlem giderdiğim Nejat İşler ise '' Hadi artık; dön aramıza, özledik seni! '' dedirtti...



Peki Hamdi'yi canlandıran Serhat Kılıç; sağımızda solumuzda bulunan, sokakta yürüyen adam değil miydi?


Onların öyküsü sizi, bizi anlatır olmuş. Gizemleri ile içindekileri ile dışarı vurabildiklerimiz ile bizim hayatımızdaki insanlarımız olmuş.


Kim haklı? Kim haksız? Değil! Herkes haklı olduğu kadar herkes yanlış da olabilir olmuş...


Cesurca konuşabilmeyi becerebilsek dahi en içimizdekini korkmadan eleştirebilme cesaretini gösterebiliyor muyuz herzaman?


Filmin doğal platosu Kapadokya ise taş evlerinin içine gizlediği insanları ve hayatları ile simgesel bir görüntü sağlamış. Biz neyi nekadar gizleyebiliriz ? İçimizdekiler nekadar ve nezamana kadar bize aittir? 




Yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapan Aydın karakterinde kendimden biraz bulmadım mı? Buldum, tabii...

                        

''Acaba yanlışı ben mi yaptım?'' diye kendine soran Necla'da kim kendinden birşeyler bulmaz ki?

Kırgınlığını ve acizliğini tavırları ile gizleyemeyen Nihal bize çok uzak olabilir mi ki?





İşte; hepimiz hangi mevsim olursa olsun KIŞ UYKUSUNDA olabiliyoruz...


Ama esas mesele uyumak değil de ayılabilmektir, değil mi?



Eline ve emeğine sağlık Nuri Bilge Ceylan ve Ebru Ceylan.


NOT: 3.5 saat süren film size vaktin nasıl geçtiğini hissettirmeden seyrediliyor! Bu da filmin ayrı bir başarısıdır bence! '' Çok uzun, gitmem!'' diyenler içindir notum...


Keyif  Dolu Günleriniz Olsun.


Petek Uluğ









4 Temmuz 2014 Cuma


ÜNİVERSİTEYE GİRECEK ÖĞRENCİ ADAYLARININ DİKKATİNE!

ÖSYM geçen yıl kırdığı kendi rekorunu da kırarak 5 gün sonra LYS sonuçlarını açıklayıverdi bu sene. Binlerce öğrenci ve ailelerinin daha sınav heyecanı geçmeden şimdi onları üniversite tercih heyecanı sardı. Kolay değil tabii! Tüm yaşantılarını etkileyecek bir sıralamayı sıradan görmek, karar verebilmek basit değil. Yıllardır Üniversite eğitiminin içinde bulunan eğitimci olmasaydım bu tercih olayını dönüm noktası olarak görmezdim belki de. Öncelikle hayırlı olan seçimleri ve sonuçları temenni etsek de ‘’Hayırlısı olsun’’ deyip geçilemeyecek bir süreçtir tercih dönemi. Ailelerin ve öğrencilerin bilinçli olmaları ve gerekli araştırmaları yapmaları gerekir. Neden mi? Çünkü; yanlış seçim ve bilinçsizce sıralama yapan öğrencilerimin mutsuzluklarına, bu nedenle eğitimlerini yarım bırakmalarına  çok şahit oldum.
YGS öncesi öğrencilerimle sohbet etmiş, beklentilerini yazmış ve ailelere ‘’Lütfen dikkatli davranın!’’ demiştim. Bu köşede sizlerle de paylaşmıştım.

Şimdi sıra bende…Yeni üniversiteye başlayacak öğrencilerimize ‘’Lütfen, tercih döneminde dikkatli ve özenli davranın!’’ diyorum. Tamam; biliyorum, ülkemizin eğitim sisteminde öğrenciler sadece puanlarının yettiği mesleklere yönelmek zorunda kalıyorlar, istedikleri mesleği seçme şansları kısıtlı ama yine de dikkat!


-         Lütfen, tercih edeceğiniz bölümler sizin ilgi duyduğunuz ve başarılı olduğunuz alanlarla bağlantılı olsun. Komşunuzun oğlu X bölümünü yaz dediği için tercih yapmayın. Seçeceğiniz bölümün ne olduğunu, iş olanaklarını, mezun olduktan sonra alacağınız ünvanı iyi araştırın. Atamaların yapılmadığı bölümleri tespit edin. Bu gerçeği mezun olduktan sonra fark eden çok öğrenci var, inanın.

-          Lütfen, gelecekte mesleğiniz olacak işinizi seçerken yetenek ve becerilerinizden çok uzakta tercihler yapmayın.

-       -  Lütfen, ailenizden uzakta yaşamak adına istemediğiniz şehirlerde üniversite seçimi yapmayın. Sosyal ve kültürel anlamda size çok farklı gelen bir şehirde üniversite hayatı eğitim hayatınızı da zorlayabilir.

-      -   Lütfen, sadece popüler olduğu için o bölüme yönelmeyin. Bu bölümlerde yığılmaların da olduğunu göz önünde bulundurun.

-     -    Lütfen, seçeceğiniz üniversitenin olanak ve şartlarını çok iyi araştırın. Eğitim beklentilerinizin altında kalacak üniversite koşulları sizi mutsuz edecek, başarınızı olumsuz yönde etkileyecektir.

-        - Lütfen, tercih ettiğiniz bölümlerin Yabancı Dil Eğitim Hazırlık Yılı olup olmadığını öğrenin. Bu durumu kayıt sırasında fark eden yüzlerce öğrenci var!

-        - Lütfen ve sakın sevdiğiniz, aşık olduğunuz lise arkadaşınızdan ayrılmamak için ortak tercihlerde bulunmayın.

Seçimleriniz ne olursa olsun kendi seçimleriniz olsun ve mutlu olun, kararlı olun yani ne istediğinizi bilin. Her seçim bir vazgeçiştir onu da unutmayın…


                                           Hepinizin yolu açık olsun...

( Bu yazdıklarım mesleki tecrübelerimdi. Ancak; yaşamak yazmaktan daha farklı ve daha zormuş! Bu yıl üniversiteye hazırlanan oğlum ile ben yine yeniden deneyim kazandım. YGS ve LYS Onun sınavıydı ama benim ise imtihanımdı! Çalışmanın, istemenin, azmetmenin, beklemenin ve sabretmenin gücüne bir kez daha tanıklık ettim. Şimdi çok daha tecrübeliyim. Kendi yaşadıklarımızı unutuyoruz belki de ve tekrar çocuklarımızla öğrenmeye başlıyoruz hem de yaşımız ve mesleğimiz ne olursa olsun...)


Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ
-          
-          
-          

-          

10 Haziran 2014 Salı

Üniversite sınavına hazırlanan öğrencileri birer savaşçı olarak gördüğümü daha önce de yazmıştım. Gençlik dönemlerine denk gelen bu eleme ve yerleştirme sınavlarının kişiliklerinin gelişmelerinde zorlayıcı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Endişe ve kaygı kontrollerinde nekadar başarılı olabiliyorlar, emin değilim... Yıllardır mesleğim gereği bu sınav öncesi ve sonrası onlarla beraberim. Beklentilerini, umutlarını ve hayal kırıklıklarını çok iyi bilirim...

Bu haftasonu 2 milyondan fazla genç ve dolayısı ile aileleri bu sınava girecek!

Bu kez de onlarla görüştüm ve sordum. ''Aileleriniz iyi niyetli olarak sizlere yardımcı olmak istiyorlar. Ama farkında olmadan hatalar yapabilirler, sizce neler yapmasınlar? ''Öyle ya; hep ailelerin neler yapmaları gerektiği yazılır da yapmamaları anlatılmaz. 

Bakın neler dediler? Öncelikle ''Lütfen'' dediler... 

Bu arada ben de üzerime düşen payımı aldım...

- Lütfen, yakınlarımız sınav başarısı dilemek için bizi aramasınlar. Çok geriliyoruz!

- Lütfen, aileler sınav biter bitmez ''Kaç soru yaptın? veya neden o soruyu yanlış yaptın?'' diye sorgulamasınlar. Zaten halen sınavın gerginliğini yaşıyor oluyoruz!

- Lütfen, sınavdan bir gün önce ''Erken yat, iyi beslen, dikkatli ol!'' gibi uyarılar çok fazla yapılmasın. Sınavı dünyanın sonu gibi algılıyoruz!

-Lütfen, ''Çok çalıştın, yeter. Sen kesin kazanırsın...'' gibi olumlu olduğunu düşündükleri telkinlerde de bulunmasınlar. Daha çok sorumluluk hissediyor ve ailelerimizi hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyoruz!

İşte Onlar söyledi, ben de paylaştım...Bu haftasonu yapılacak Lisans Yerleştirme Sınavı'nda hepsine başarılar dilerim. 

Kendileri için doğru meslekleri seçebilecekleri başarılı bir sınav olsun...


Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ




5 Haziran 2014 Perşembe


Her kesimden, herkesin severek (Ben sevmeyeni hiç duymadım henüz!) yediği, her öğün tüketebildiği ve her yerde bulabildiği bir yiyecektir simit. İzmirliler gevrek deseler de ona sıradan susamlı bir hamur halkası gibi davranılamaz. Çünkü aslen saraylıdır. Tarihçesi çok eskiye dayanır. Osmanlı Dönemi'nin ilk yıllarında Halka-i Simit adıyla anılırmış. Daha sonra ramazanda padişahların iftar sofralarını süslemiş. İşte bu nedenle Saraylı diyorum benim çok sevdiğim simite. Sevmemem mümkün mü? Çayımın yanına ne güzel eşlik eder? Bir de yanlarına peyniri aldıkları zaman muhteşem üçlü derim ben onlara...

                                                                                                             
                                   

Saray mutfağından halka inmesiyle zamanla  itibarı daha da artar simitin. Artık sınıf farkı gözetmeksizin herkesin ulaşabileceği bir ilkyardım gıdası oluverir simit. Erkenden evden çıkıp işe koşanın, öğle arasını simitle geçiştirenin, ders aralarında öğrencilerin ve 5 çaylarında sofraların kurtarıcı ve besleyici yiyeceği oluverir simit. Çünkü; ucuzdur, pratiktir, her ortama uyar ve her yerde halka halka dizilmiş sizi bekler.


Bazen de çocukluğumuzdur. ''Simitçiiiiiiii, taze taze simitlerrrrrr'' diye bağırır ya simit satan; işte o zaman Bursa'dır benim için. Uzun yaz günlerinde Bursa sokaklarındaki simitçinin sesidir simit. Hala bu şekilde bağırarak satan simitçiler kaldı mı bilmiyorum ama yine Simit Sarayı adıyla sarayına döndüğü kesin


                           Evimde de soframın baştacıdır...

  

Simiti herkes yapabilir mi? Evet, yapılışı da kolaydır. Ama her simit lezzetli olur mu? Hayır. Çünkü ustalık, marifet ister. Pekmezli suya batırılarak hazırlanan susamlı halkaların ayrıca toz şekerin karamalize edilerek hazırlanan şekli de vardır. Ben Ankara'da öğrencilik yıllarımda yediğim kara simitleri hiç unutamam. Bir de İstanbul'un ''İSTANBUL SİMİTİ'' diye satılan Eminönü'deki simitlerinin hakkını yiyemem. Tadı, lezzeti farklıdır. Ya da bana öyle gelir, İstanbul kokar ya! Dönüşlerimde bolca simit getiririm yanımda. Kokusunu alır gelirim sanki sevdalısı olduğum şehrin! Yaptığım araştırmalara göre Boğazkesen Caddesi'nde bulunan Tarihi Boğaziçi Simit Fırını en çok beğenilen simit fırınıymış...



Fırından yeni çıkmış, çıtır çıtır lezzeti ile bol susam kokulu simitlerin süslediği sofralarda ağız tadınız bol olsun...



İzmir'de simit derseniz hemen düzeltirler; unutmayın! Onun adı GEVREKTİR...

                                               Petek Uluğ


Kaynak: Google