14 Şubat 2014 Cuma


Küçük bir meseleye benzeyen aşk filmi beklentisi ile gitmiştim. Oysa büyük alkışı haketmiş! Hiç de küçük bir meseleyi anlatmıyor. Vizyonda çok yeni olduğu için konu hakkında bilgi vermeyeceğim ama sıradan bir aşk filmi olmadığını, sürekli '' Ne olacak? '' beklentisi ile seyredeceğinizi söyleyebilirim.


Yönetmenliğini Kerem Deren'in yaptığı film Nil Karaibrahimgil'in '' Kanatlarım var benim düşmem '' şarkısı ile başlıyor ve enerji dolu Eylül'ün sıcaklığı anında seyirciye geçiyor. Bu rolde Farah Zeynep Abdullah çok gerçek ve çok samimi. İlk defa kendisini Julia Roberts'a benzettim bu filmde...

                            

Tekin rolündeki Engin Akyürek ise herzaman olduğu gibi 
(Objektif olamayabilirim, kusura bakmayın!) yine gözleri ile oynuyor, gözleri ile anlatıyor herşeyi. Filmin içine çekiyorlar ikisi de seyirciyi...



Vee final sahnesi...Sanki biraz gerilim filmi tadında, biraz şaşırtıyor ya da çok şaşırtıyor ama asla ağlatmayı hedeflemiyor.

Filmin çekildiği mekanlar Bozcaada olunca akan sular durmuş! Benim gibi bu ada hayranı iseniz zaten seyretmelisiniz. Görsel çekimlerin renkli ve cıvıl cıvıl olması Eylül'ün çekiciliği ile birleşince ortaya güzel bir film çıkmış derim ben ...

Her filmde bir söz bulurum akıl defterime yazacak. Bu filmde ise ''Kim olduğumuzu başkaları söyler bize!'' sözünü çok sevdim...



Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

                                 

Sevgi; sevenin kalbindeki sevilendir. Sevgi sevilenin adı, tadı, cismi, kendi ne olursa, kim olursa olsun yürekte olandır. Yürekte ne varsa, dilde, sözde O vardır. Yaratandan yaratılana her şey sevilesidir... 
                        
     

Sevilen her şey keyif verir. Keyif alınan her şey sizi mutlu eder. Sevdikçe mutlu olur, sevildikçe var olursunuz...


Var olabilmek için, yar olmaya gerek yoktur. Ama yar olabilmek emektir. Emek verdiğiniz herşeyde sevda vardır. Sevdalanmaktır SEVMEK...


Ben değil Sen diyebilmektir sevmek...

Her duada dilden düşürülmeyendir sevmek...

Varlığına şükredilen herşeydir sevmek...

Şükrederken iyi ki varsın denilen herşeydir sevmek...

Ne günü vardır, ne saati ne de zamanı...

Zamansızdır sevmek...



13 Şubat 2014 Perşembe


'' Muhteşem Yüzyıl ''dizisinin son bölümünde Şehzade Mustafa'nın, babası Kanuni Sultan Süleyman tarafından kendisine ihanet ettiği gerekçesi ile boğdurularak öldürülme sahnesi günler öncesinden yapılan reklamlar sonucu hedefine ulaşarak rating rekoru kırmış. Diziyi ilk sezon hariç izlememiş olan ben bile son bölümünü merakla izlediğime göre, gelen sonuçlar doğru!



Tarihe olan ilgi ve merakımda ''Muhteşem Yüzyıl'' dizisinin bir etkisi olamaz ama; Şehzade Mustafa ile validesi Mahidevran'ın etkisi büyüktür. Çünkü; çocukluğum onlarla geçti! Evet; gerçekten onlarla geçti. İroni yapmıyorum!

Siz çocukluğunuzda hiç sokakta oynamadınız mı? Mahalle kavramı, mahalle kültürünü bilmez misiniz? (Bilgisayar çağı çocuklarından değilseniz eğer, mutlaka biliyorsunuzdur).Bir manav, bir bakkalın bulunduğu sokaklar ne keyifti...



Gençliği caddede geçen ben, çocukluğumu işte böyle bir sokakta geçirdim. Ama diğer sokaklardan farklı olarak daha mistik, daha ruhani, daha tarihi hatta tarihin ta kendisi olan bir sokakta...



Osmanlı hanedanının birçok üyesinin yeşil çuha bezine sarılı sandukalarının bulunduğu acı, hüzün veren bahçesinde, adsız şehzadelerin mezarlarının olduğu, ulu Bursa çınarlarının gölgelediği MURADİYE KÜLLİYELERİ'nin bulunduğu sokak...


İşte oyun oynadığımız sokakta, bahçesine sıkça girip çıktığımız külliyelerde yatıyordu Mahidevran ve oğlu Şehzade Mustafa...



Daha sonraki yıllarda rehberlik yaparken tekrar tekrar gittim bu türbelere, belki de çocukluğumu yad edercesine...

Bu kez tarihi bilgi vermek için, anlatmak için Osmalıyı. Ama hiçbir turiste oradaki hüznün, acının, sessizliğin tarifini yapamadım, anlatamadım. Çünkü nedeni anlatılamayan okadar çok ölüm vardı ki o külliyede. İşte en bilineni, en trajik olanı, şimdi dizi sayesinde en medyatik! olanı Şehzade Mustafa'nınki idi. Ama ben biliyorum daha nice tarihin karalığında kalmış ölüm vardı orada!


En son Bursa ziyaretimde oğlumu götürdüm Muradiye Külliyeleri'ne. Yıllar sonra da ona rehberlik yaptım. Anlattım hikayelerini. ''Ama sen çocukluğunu da anlatıyorsun, anne!'' dedi.
''E oğlum işte onlardı benim çocukluğum. Şehzade Mustafa, Mahidevran ve orada yatan Hüma Hatun, Gülşah Hatun, Mükribe Hatun, Gülruh Sultan, Cem Sultan ve birçok adsız cariyeler'' dedim...

Bu kez gezi ve bilgi yazısı olmadı, sadece beni çocukluğuma götüren dizinin etkisi ile nostalji paylaşımı oldu...


Keyif Dolu Günleriniz Olsun...


Petek Uluğ

7 Şubat 2014 Cuma


Her ziyaret ettiğim yeni bir şehirde, yörede tarihi ve kültürel bilgilerinden sonra ilk sorduğum soru yerel mutfak ile ilgilidir. Şehrin neleri meşhur? Nerede ne yenir? Geleneksel yemekleri, aşları nelerdir? Bayılırım bu Mehmet Yaşin ruhuma! Eğer öğrendiğim halde lezzetini tatmak, denemek şansım olmaz ise çatlarım meraktan! Örneğin; yaz ortası gittiğimiz Kars'ta kış yemeği olan kaz etini deneyememiştim. Hala aklımda kalmıştır!

Son Kayseri ziyaretimde ise değişik lezzet örnekleri yakalamaya çalıştım. Yani bilinen meşhur o minnak mantısı, yağlaması dışında olan tatları merak ettim. Şehrin köklü ve geleneksel yemekler yapan restoranını tercih ettim bu konuda. Ben sordum onlar cevapladı, ben yedim onlar anlattı. Verdikleri tarifler ile de işimi oldukça kolaylaştırdılar, sağolsunlar!

Daha önce hiç duymadığım Nevzine tatlısını paylaşmak istiyorum sizlerle. Evet; ben de şaşırdım! Öyle ya, nasıl duymadım ben bu tatlının adını? Hani ben her ay düzenli yemek dergileri okurdum, yemek kurslarına giderdim ve bir de mutfağa meraklıydım? Yoksa bu tatlıyı biliyorum da Kayseri'de mi adı farklıydı? Yok değilmiş! İlk defa yedim. Hemen tarifini aldım. Çok hafif, lezzetli ama benim için en önemlisi çok pratik bir tarifti. Buyrun...

                       NEVZİNE TATLISI


Malzemeler :

-4.5  Su bardağı un
-1 Yumurta
-2 Çay bardağı tahin
-2 Çay bardağı yoğurt
-1 Su bardağı eritilmiş tereyağ veya margarin
-1 Paket Kabartma tozu
-1 Su bardağı iri çekilmiş ceviz

Şerbeti için:

-2 Su bardağı şeker
-2 Su bardağı su
-1 Çay bardağı pekmez

Yapılışı:

Malzemelerin hepsi biraraya getirilip, yoğurulur. Sert bir hamur haline gelir ama merak etmeyin, sert olması gerekiyor. Sonra cevizler de ilave edilerek tekrar yoğurulur ve altı yağlanmış tepsiye bastırılarak yayılır. Baklava şeklinde veya kare şekil verilerek kesilir. Fırında 180 derece ısıda pembeleşinceye kadar pişirilir. Bu arada hazırlanan şerbet (Pekmezi son dakika ilave ediniz!) ılık halde, fırından çıkan sıcak hamurun üzerine dökülür.

Afiyet Olsun...

İkinci öğrendiğim yöresel Kayseri yemeğinin adı ise Pehli. Pehlinin ise adının değişik ama tadının bildiğim bir et yemeği türü olduğunu fark ettim. Size de çok yabancı gelmeyecektir.
Buyrun...

                                 PEHLİ



Malzemeler :

-1 kg. yağlı kuzu pirzola
-3-4 adet soğan
-1 diş sarımsak
-1 kg patlıcan
-150 gr.sivribiber
-1/2 kg. domates
-1 tatlı kaşığı domates salçası
-Tuz-Karabiber

Yapılışı :

Önce kuzu pirzolalar kızartılır. Patlıcanlar ve domatesler küp küp doğranır, biberler ince ince dilimlenir. Soğanlar piyazlık doğranır. Ve malzemeler sırasıyla kızarmış etlerin üzerine yerleştirilir. Soğan, sarımsak, patlıcan ve sivribiberler dizildikten sonra üzerine salçalı su gezdirilir. Kısık ateşte, ağzı kapalı 30-40 dakika pişirilir.

Afiyet olsun...


Petek Uluğ


Keyif Dolu Lezzetli Günleriniz Olsun...

6 Şubat 2014 Perşembe


Hani ben blogumu keyif köşelerimi paylaşmak için açmıştım ya! Hani içimdeki şu sunum merakım kahve, çay, çiçek, dergi, dekorasyon tutkusu ile birleşince iyice önlenemez hale gelmişti ya! İşte bu blog yolculuğu beni yazı yazmak, seyahat, sergi, gezi, yemek, mutfak paylaşımlarına kadar götürmüştü. Paylaştıkça, yazdıkça keyif almıştım. Yani blog adım bu nedenle keyif dükkanıydı. Hem de hiç satış yapılmayan, adı dükkan ama ticaretin hiç uğramadığı bir dükkan...Bu görsellerimi instagramda arkadaşlarımla paylaştım. Ve şimdi bloguma da konuk olsunlar istedim. Çünkü ben var, kendim var yani Petek var....
























Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ

5 Şubat 2014 Çarşamba

Kış günü beyaz giymek yazdan rol çalmaya benzer çünkü yazın esas rengidir o. Ancak son yıllarda moda trendlerinde beyaz renk kış aylarının da  özel ve ayrıcalıklı renkleri arasına girdi. Belki de gri geçen kış günlerini aydınlattığı içindir.

Bana göre de beyaz giyim stili kişiyi kış güneşinde açan bahar çiçekleri gibi gösterir. Özellikle ruhunuzun karardığı kış günlerinde beyazlara bürünmek sizi ferahlatır. Aman kir olur, çamur olur diye de düşünmeyin hiç! Değmez mi karlar kraliçesi gibi dolaşmaya sokaklarda ?




Beyaz giymek cesaret ister diye düşünebilirsin ancak bu konuda cesur olmaya gerek yok keyfiniz nasıl istiyorsa, nasıl görünmek istiyorsanız öyle olun yeter !




Yaz ya da kış fark etmez beyaz giydiğiniz zaman dikkat etmeniz gereken makyajınız ve kullandığınız aksesuarlardır.

Makyajınız çok açık tonlarda olmamalı, beyazın yansıttığı ışığı dengelemelidir. Hafif pembe ya da şeftali tonlu rujlara eşlik eden gri dumanlı göz makyajı etkileyici olur. Kırmızı rujun yaratacağı çarpıcı etkiyi ise söylemeye gerek yok, sanırım!

Böyle şık ve sevimli beyaz bir şemsiye de yağmura ne yakışır...

Beyazın siyah ile uyumu ise tartışmasız klasikler arasındadır.





Giyim konusunda risk almayı sevmiyorsanız bu ikili vazgeçilmezdir bu arada asil bir görünümü de garantilemiş olursunuz.



Keyif Dolu Beyaz Aydınlık Günleriniz olsun...


Petek Uluğ



Kaynak:Pinterest