20 Ağustos 2013 Salı


Ege Bölgesinin efsanevi üçlüsüdür onlar benim için. Birbiri içine saklanmış ya da birbirine sarılmış üç kardeştir diyelim...
Nereleri mi ? Tepede Meryem Ana, eteklerindeki Antik Efes'in harabelerini korur ve kollarken hemen yanı başındaki YEDİ UYUYANLARI hiç uyandırmak istemez sanki...

İzmir'in Selçuk ilçesinde bulunan bu muhteşem tarihi üçlüyü yıllardır her ziyaretimde büyülenirim. Bazen bir turist olarak gezerim, bazen bir rehber veya bir yolcu. Ama ne Meryem Ana'nın kutsal evinden, ne de Efes'in efsanevi kalıntılarından (ki bana göre Ege'nin mitolojik başkentidir!etkilenmeden ayrılmam. Ancak  YEDİ UYUYANLAR MAĞARASINDA ise hep farklı bir hüzne kapılırım nedense...Belki de yüzyıllardır uyudukları içindir...

Aslında turistik anlamda yeteri kadar özen gösterilmediğini ve bakımsız olduğunu düşünürüm burasının. Uyudukları için ''Aman uyandırmayalım !'' mı derler kim bilir ?

                       


İslami kaynaklarda adları Ashab-ı Kehf (Mağara arkadaşları) geçen bu 7 genç Bizans döneminde Efes'te yaşarlarmış. Yine efsaneye göre Roma imparatoru'nun zulmü altındayken, Hıristiyanlığın hızla yayılmasıyla bu dini kabul eden ilk kişilerdir. Başlangıçta 6 genç, imparatorun kendilerini öldürtmesinden korktukları için kaçmak isterler ve yolda karşılaştıkları bir çobanın da aralarına katılmasıyla 7 kişi olurlar. Çoban onlara yardım ederek, bugün Selçuk'ta bulunan Panayır Dağı'nın eteklerindeki bir mağaraya götürür. Bu arada çobanın Kitmir adındaki köpeği de onlara eşlik eder. Allah tarafından konuşma yeteneği verildiğine inanılan bu köpek korkmamalarını ve onlara yardımcı olacağını söyler. Bunun üzerine 7 genç mağaraya saklanarak 300 yıl sürecek derin bir uykuya yatarlar. Kaçtıklarını öğrenen İmparator ise askerlerini yollayarak mağaranın ağzını kapattırır. Gençler yine de ölmez! Onlar 1 gün uyuduklarını düşünürken, uyandıklarında her şey değişmiş,yeni bir dünya başlamış ve hıristiyanlık yaygınlaşmıştır. Değişen bu durumu ise yiyecek almak için içlerinden birinin şehre inmesiyle öğrenirler. Ve olay hızla kulaktan kulağa yayılır.


Dini inançlara göre ölümden sonraki tekrar dirilişi simgeler bu yedi uyuyanlar. Ayrıca 7 rakamının İslamiyetteki önemini de vurgular...

Arkeolojik kazılar sonucu bulunan mağaranın üstündeki antik kilise ise günümüzde biraz harap görünüyor. Ancak; yine de içeredeki sessizlik size gizemli gelecektir, emin olun!





Keyif Dolu Günleriniz ve Ziyaretleriniz Olsun

 Petek Uluğ



16 Ağustos 2013 Cuma


İzmir - Bodrum yolu üzerinde Söke Novada Outlet Alışveriş merkezin'de harika bir yer keşfettim.

14 Ağustos 2013 Çarşamba


Düğün gibi bir kutlama töreninin tabii ki mevsimi olmaz. Bu merasim kara kışta da, bunaltıcı yaz sıcağında da güzelliğini, kutsallığını korur...

12 Ağustos 2013 Pazartesi


Bu yaz sıcaklarında sinema keyfi sanki yapılmazmış gibi düşünülse de aslında tam bir yaz keyfidir benim için. Serin sinema salonunda kış aylarının koşuşturmalarına inat, rehavet içinde vizyondaki yeni, taze filmleri seyredebilmek, özellikle tatilde olan oğlumla gidebilmek ve film sonrası onunla karşılıklı yorumlarda bulunmak çok zevk aldığım tam bir tatil eğlence seçeneğidir.

8 Ağustos 2013 Perşembe


BAYRAMINIZ BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE, GÜZEL VE HUZURLU GÜNLERİN KEYFİ İLE GEÇSİN...

SEVGİNİN EKSİK OLMADIĞI


AĞIZ TADINIZIN YERİNDE OLDUĞU


RENGARENK GÜNLERİN İÇİNDE


BEREKETLİ SOFRALARDA


 AYDINLIK 


VE FERAH HİSLER İÇİNDE GEÇSİN...

6 Ağustos 2013 Salı


Kadın - Erkek modası var da çocuk modası olmaz mı? Son yıllarda hazır giyim sektöründeki gelişmeler çocuklar için de şık trendler yarattı.

Ne kadar güzel ve şirin kıyafetleri var onların öyle; adeta büyüklerle yarışır haldeler.

Bugün, bayram gelirken onlar için paylaşmak istedim. 

Daha bir farklıdır bayram günlerinin anlamı onlar için. Hem şık, hem güzel hem de sevimli olmak isterler. Hele anneler öyle süslemek isterler ki tam bir bayram şekerine döner çocuklar. 

Aslında onlar hergün, her daim kıyafetleri ne olursa olsun hep güzeldirler. Çünkü onlar ÇOCUKTUR. Onlar saftır,onlar hep MASUMDUR. Ta ki büyüyünceye kadar.Ta ki bayramları bitene kadar...





                     

                                         





Ama bu da çocuk. Hem de çok şeker çocuk, bayram onun da bayramıdır...



Keyif dolu bayram günleriniz olsun

Petek Uluğ
















1 Ağustos 2013 Perşembe


Ramazan ayında bol bol bulabildiğimiz ve tükettiğimiz güllaç tatlısı ile hurma benim 12 ay çok severek yediğim lezzetlerdir. Daha önceki yıllarda bu iki yiyeceği sadece Ramazan ayında bulabilirken, artık bugün her markette hazırlamak üzere, paketlenmiş güllaç ve çeşit çeşit hurma bulabiliriz. Ben de tabii çok mutluyum, çünkü; insanın çok sevdiği lezzetlere 11 ay uzak kalmasına gerek yok. Hazırlaması çok kolay olan güllaç tatlısını yine de ramazan ayında, iftar sofralarında tüketmek, evet, daha bir farklı. Sanki bu ay bu tatlıdan bolca tüketmeliyiz gibi bir hisse kapılıyorum, nedense.

Bu tatlıda genellikle ayrımcılık yaşanır. Örneğin, kimi bol sütlü, yumuşak tercih ederken, kimi de biraz daha kuru olmasını ister. Veya gülsuyu ilaveli olanı sevilirken bazen de hiç tercih edilmez. Ben öyle severim ki hiç fark etmez. Yani, her hali kabulümdür !


Ancak, hurma konusuna gelince biraz kafam karışır. Sadece Ramazan ayında değil, mutfağımda kuruyemiş çanağımın içinde her daim özel bir yeri vardır hurmanın. Hiç tükenmeden yerine yenisi gelir. işte onu da öyle severim. Faydalarına gelince... Öyle sağlıklı ve besleyici özelliği var ki! Öncelikle; bol vitamin ve mineral deposuymuş. Aynı zamanda kan şekerini düzenleyici etkisi olduğu için, açlığın giderilmesinde çok yararlıymış ve sindirime de iyi geliyormuş. Tamam, demek iyi bir şey yapıyorum bol yemekle. Peki kafam niye karışık dedim ?


Çünkü; adları ve çeşitleri ile hatta hatta görüntüleri ile o kadar çeşidi bol ki hurmanın. Hangisi iyidir, daha makbuldür,  iyi hurma nasıl anlaşılır? bilemiyorum. Esas sorun fiyat aralığının da çok değişken olması. Kilosu 10 tl. ye de var, 70 tl. ye de var. Bazısı çok parlak ve koyu, bazısı açık ve mat. Medine hurması, Tunus hurması, Naturel hurma, çeşit çeşit. Sorduğum zaman her satıcı da farklı bir şey söylüyor. Ben de her türünü, her fiyat ederini denedim. Ne mi farklı? HİÇ!  İşte sorun burada. Ya ben hiç anlamıyorum ya da gerçekten bütün hurma çeşitleri aynı ve lezzetli geliyor bana. Sevilenin kusuru görülmezmiş ya ...



Keyif dolu, lezzetli günleriniz olsun...

Petek Uluğ









Yaşadığım evler geniş ve ferah olmasına rağmen ben nedense hep minik odalar, küçük sevimli köşeleri sevmişimdir. Hatta arkadaşlarımla sohbetlerimde salonları bırakıp, böyle köşeler varsa oralarda oturup, muhabbet etmeyi tercih ederim.

Kendi evimde de yok okuma köşem yok kahve köşem diyerek mutlaka kendime ait köşeler yaratırım. Daha sempatik gelir veya daha kabuğuma çekilme yerleridir belki de. 


Siz de buyrun benim beğendiğim köşelere...

İster dinlenmek için, ister kitap okumak için olsun ya da huzur köşeleri olsun.







Kendinize ait köşelerin bulunduğu keyif dolu günleriniz olsun

Petek Uluğ




Kaynak : Evim Dergisi / Google

26 Temmuz 2013 Cuma


Bu aralar yakın çevremin tatil programlarındaki tek ortak rotası neresi biliyor musunuz ? BOZCAADA. Eski bir rehber olarak onlarla ada hakkında görüşlerimi paylaşırken aslında benim de tam bir Bozcaada hayranı olduğum ortaya çıktı.

Sanki tur acentasıymışım gibi anlatıveriyorum hemen ada hakkındaki düşüncelerimi. Demek ki fark etmemişim bunca yıldır, orayı nasıl sevdiğimi...



Keyifle paylaşıyorum bildiklerimi; çünkü Bozcaada benim en sevdiğim adalardan biridir. Belki de görünce en şaşırdığım  olduğu içindir. Geyikli'den bindiğimiz feribot ile adaya yaklaşırken eşime ''Neden buraya geldik ki? Nasıl olduğu belli bir yer, zaman kaybı olacak!'' diye hayıflanıp, dönerken de ''Neden dönüyoruz, bir gece daha mı kalsak?'' dediğim tek yerdir...

Tamam acele etmişim, önyargılı davranmışım ama biraz da haklıydım. Adı gibi öyle boz ki gerçekten, limanda inerken tek gördüğünüz manzara; kıraç, beyaz topraklar içinde size

''Hoşgeldiniz'' diyen tarihi bir kale...

                   

                   

                    

                                 

Ancak, sokak aralarına daldığınız zaman sanki limanda gördüğünüz ada farklı bir yer, sevimli taş evlerle dolu ada farklı bir yer. 

Çanakkale'ye yaklaşık 1.5 saat uzaklıkta bulunan ada eski adıyla ''Tenedos'' sevimli, sakin bir diyar.

Çoğunlukla İstanbullular'ın kaçıp saklandığı ama henüz Çeşme veya Bodrum gibi betonlaştıramadıkları Ege'nin kuzeyinde bir dinlenme köşesi. Onun için ben buraya ''Diren Bozcaada'' diyorum. Hala sakin, hala kendi iç dünyasında yaşayan ama misafirperver bir kaçış noktası. 

Adada malum öyle herşey dahil sistemli oteller falan yok.(Olmaz da umarım!) Küçük butik oteller, motel ve pansiyonlar var. Nerede kalırsanız kalın kendinizi sempatik, sardunyalarla süslenmiş, taş duvarlarıyla ada otantizmini hissedeceğiniz bir yerde kalacaksınızdır. Dar sokak içlerinde bir ev-motel de olabilir, üzüm bağları içine kurulmuş şık, organik ve özenli bir tatil köyü de olabilir.

                     

                                    

Limandaki küçük otelleri tercih ederseniz, akşam ada sokaklarında daha rahat dolaşabilir, çarşı içindeki turistik dükkanlardan alışveriş yapabilirsiniz...

Burada ada kültüründeki yemekleri tadabileceğiniz hatta yer yer Rum yemeklerini bulabileceğiniz menülerin olduğu restoranlar da mevcut...

Tadına bakmadan dönmeyin diyebileceğim ilk aklıma gelen tabii ki gelincik şerbeti ve reçeli. Benim gelincikleri çok sevdiğimi blogumu ziyaret eden misafirlerim bilir zaten. Daha sonra da domates reçeli. Şaşırmayın, ''Olur mu hiç?'' demeyin! Kendi bahçelerinde yetiştirdikleri domateslerden yapıp, satıyorlar. Denemeye değer, çok hoş...

                       

Her ada kültüründe olduğu gibi beyaz, mavi, begonvil doğal bir tablo oluştururken bu tablo içinde bol bol balık ve üzüm de yiyebilirsiniz tabii ki. Bağcılık gelir kaynağı olduğu için şarap üretimi de adanın ayrıca turistik gelir kaynağı olmuş. Sokak aralarında hediyelik şarap üretip, satan değişik dükkanları görebilirsiniz. Adada Eylülün ilk haftasında ''Bağbozumu Günleri'' var, ancak çok merak etmeme rağmen çalıştığım için o tarihlerde orada bulunamadım hiç...

                         

Adanın meydanından yukarıya doğru çıkılan bir sokağın sonunda bulunan Bozcaada kilisesini de görün derim. Çan sesleri size kendinizi yabancı bir adadaymış gibi hissettirebilir...

Halk plajı olan AYAZMA mevkine rahatlıkla ulaşabilir ve denize girebilirsiniz. Ancak; tüm kuzey Ege sahillerinde olduğu gibi Bozcaada'nın da denizi bana göre çooookkkk soğuk (hatta en soğuk) diyebilirim.

                         

                         

Rüzgar gülleri adeta adanın simgesi olmuş, gidip de o tepede fotoğraf çektirmeyen yoktur. Yazın bile bol esintili, rüzgarlı bir yere bu güller de çok yakışır. Özellikle güneş batarken orada bulunursanız, nefis bir manzaraya şahit olursunuz...

                         

Geyikli'den karşılıklı olarak her 2 saatte bir adaya arabalı vapur var. Gelibolu'dan da olduğunu biliyorum. Bu arada Türkiye'nin 3.büyük adası olduğunu ve köyü olmayan tek ilçemiz olduğu bilgisini de rehberlik günlerimi anarak sizlerle paylaşayım !

                         

Şehir sokaklarında göremediğimiz kadar sanat galerileri, resim galerileri de görmek mümkün burada...

                         

Ayrılmadan önce kapılarınıza asmak üzere çiçeklerden yapılan el örmesi kapı çelenklerinden almayı unutmayın. Bazı yerli adalı hanımların el emeği bu çelenkler öyle güzel ki tam bir hatıra hediyelik olabilir.


Keyif Dolu Günleriniz olsun

Petek Uluğ