17 Ağustos 2014 Pazar

                        

Ege Sahillerine yakın olmaları ve yeşil pasaport avantajı ile (Vizesiz) Yunan adaları her yaz sıkça ziyaret edilen, tatil kaçış yerleridir. Bodrum-Yalıkavak'tan 35 dakika uzaklıktaki KOS adası (İstanköy) Yunan adaları içinde küçük olmasına rağmen son derece sevimli ve keyiflisidir.

Ben bu adayı Bodrum merkez ile İstanbul Büyükada karışımı bir yere benzetirim. Yunanca konuşulması dışında zaten kendinizi Bodrum veya İzmir'de hissediyorsunuz. Bodrum Barlar Sokağı'nın aynısını burada görebilirsiniz. Halen adada 2000'e yakın yaşayan Türk kökenli Müslümanlar var. Ancak Yunan halkı da son yıllarda bu turistik ziyaretlerin sıklığından olsa gerek son derece samimi ve içten. Derhal ortak muhabbete başlayıp, Bodrum'a çok sık ziyarete geldiklerini anlatıyorlar...







Tıbbın babası Hipokrat'ın bu adada doğduğu düşünülüyor ve öğrencilerine altında ders anlattığı çınarın (Hipokrat Ağacı)  hala sökülmemiş olması! ziyarete gelenler için adayı turistik hale getiriyor...



Adada Osmanlılar tarafından yapılan birkaç cami de bulunuyor.





Limandan iner inmez cadde üzerinde her yarım saatte bir  katılabileceğiniz 10 € karşılığında 20 dakikalık  City Tour size Sirtaki müziği eşliğinde mini tren yolculuğu imkanı sağlıyor...


Geleneksel yemek kültürü derseniz, hiç anlatmaya gerek yok aynı biz...  


Belki farklı olarak adadan şarap varillerinde saklanmış beyaz peynir (Traditional wine cheese) alabilirsiniz, geleneksel olduğunu söylüyorlar...

Barlar sokağın'da alışveriş yaparken kendine ait hediyelik eşya satan dükkanında tanıştığım sevgili Lina ile arkadaş bile olmuştuk ve hemen blogumun takipçisi olmuştu...



 REMEMBER adındaki bu dükkana yolunuz düşerse beni hatırlayın, adada yaşadığım sevimsiz bir olayda kendisi bana tüm içtenliği ile yardımcı olmuştu ve dükkanının adı gibi ben de Onu hep hatırlayacağım !

Not: Haftanın her günü Bodrum'dan Kos'a feribot veya deniz uçağı ile gidiş-dönüş var !


Keyif Dolu Günleriniz ve Gezileriniz Olsun...
 

Petek Uluğ



15 Ağustos 2014 Cuma



Keyifli sunumlardan hoşlanan biri iseniz zaten kalkar Keyif Dükkanı diye bir blog açarsınız, değil mi! Evet, bu kez yazı yok, Sunum Keyiftir serimin devamı...











Keyif  Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ



12 Ağustos 2014 Salı


Son yıllarda yaz ayları geldiği zaman BODRUM ile ÇEŞME arasında In/Out yazıları başlar. Bu yıl Çeşme dolu, Bodrum boş veya bu yaz Bodrum çok pahalı, İstanbul Çeşme'yi tercih etti şeklinde magazinel haberler yer alır. Basın böyle bir rekabeti yaratır ve körükler.



Halbuki; iki ayağı iki tarafta olan ben yazılanlara şaşarım ve reklam amaçlı bulurum. Çünkü bu iki Ege kasabası farklı güzelliklere rağmen birbirine çok benzer sahillere, paralı kumsallara, kalabalığa ve pahalılığa sahiptir! Çünkü; ikisi de artık İSTANBUL'dur! Bu rekabetin dışında ayrıca kendi içlerinde de kıyasıya bir yarış vardır. Çeşme demek ALAÇATI mı demektir ? ''Yok, hayır asla!'' der Çeşme'nin yerlileri. Hatta vakti zamanında 
''Kim gider Alaçatı'ya?'' dediklerini bile itiraf ederler. Ee öyleyse ILICA mıdır?, DALYAN mıdır? Yeni keşfedilmekte olan Ovacık mıdır? Bence hepsidir. İşte O zaman ÇEŞME'dir.


Gelelim BODRUM'a. ''Bodrum'a geldim ve hiç beğenmedim, Bodrum bitmiş!'' diye söylenen arkadaşlarıma sorarım ''Nereye geldiniz, Nereyi gördünüz?'' diye.Bodrum merkezde kalıp, GÜMBET'ten dışarı çıkmaz iseniz veya ilk aklınıza gelen yer Barlar Sokağı olup, eğlenceyi Halikarnas Disko'da ararsanız siz hala 80'li yılların Bodrum'unda kalmışsınız demektir. Hani; İzmir'e gelip de Kemeraltı'nı görüp ''Çok kalabalık, beğenmedim İzmir'i'' demek gibi haksızlıktır bu bana göre. Ancak Bodrum'un eski halini bilenler saydığım yerleri anılarını yad etmek maksadıyla gezerler sadece...


Gelişen, değişen Bodrum merkez de, bu nedenle yıllar içinde nefes alınacak yeni beldelerini yaratmak zorunda kaldı kendi içinde. Yarımadanın adım adım her bir köşesi ayrı cazibe merkezi haline geldi. Öyle ki; herkese, her kesime ve tatil beklentisine göre değişen konaklama ve eğlence merkezleri ile beraber yaşam alanları da gelişti. 

Türkbükü'nün medyatik ve sosyetik merkez olmasından dolayı magazinel kişileri görmek beklentisiyle  2 saatliğine de olsa uğramadan dönmeyenler olduğu gibi Bitez'in incecik kumlu, mavi bayraklı plajından 2 saat bile ayrılamayanlar da vardır...




Son bir iki yıldır popülaritesini yükselten, değirmenleri ile meşhur, esintisi bol, sevimli, eskinin süngerci köyü Yalıkavak geçen yaz Azeri bir işadamı tarafından satın alınıp, yenilenen marinası ile Avrupa'da adını duyuran belde haline geldi. Ayrıca ÇÖKERTME'den çıkan Halil'in de yeri Yalıkavak'tır! (O türküyü çok severim).



Gümüşi ışıltılar içinde denizine girip, sadece kafasını dinlemek isteyenlerin tercih edeceği hatta minicik köyünün içinde bir akademisi bile bulunan, magazinden uzak durmaya çalışan entellektüel sanatçıların sığındığı Gümüşlük ise tamamen rekabet dışıdır. Kendine has bir tarzı ve sevdalıları vardır.



Neredeyse Bodrum'dan ayrılıp ilçe haline gelecek kadar gelişen Turgutreis bu arada marinası ile apayrı bir tatil beldesi oldu. Sahilinde otururken Yunan adası Kos'un ışıklarını rahatça seyredebilir ve Akyarlar'a kadar uzanan koylarında harika tekne turlarına çıkabilirsiniz...


Tabi yine de Bodrum'u Bodrum yapan Cevat Şakir'in gördüğü an esaretini bile unuttuğu eski adıyla HALİKARNAS'ı Gümbet'siz düşünemem. Palmiyeler ile süslü liman caddesini, sembol haline gelen meşhur Bodrum Kalesini, sünger ve  deri satan dükkanlarını, beyaz badanalı eski Bodrum evlerinin arasından kalabalığı yararak geçtiğiniz  o daracık Barlar Sokağı'nı yok sayamam. Siz bana bakmayın, tatil demek eğlence demek derseniz tam eğlencenin kalbindesiniz demektir. Sabaha kadar devam eden (Geçen yıllarda gece 12 yasağı gelmişti ama!) müzik eşliğinde ünlü Katamaran'a binip denize açılabilirsiniz örneğin. 


Bakın konu Bodrum olunca ne uzun tuttum yazımı. (Belki de en uzunu oldu, kusura bakmayın!) Paylaşacak çok şeyim var, hele magazin haberleri vermeye kalksam, blogum riske girebilir! Çünkü; çok ünlü ve evli sanatçıların ''O benim sevgilim değil!'' diyerek  gazetelerde açıklama yaptıkları gün ben yan masada onları sevgili halinde görünce kendimi sanki magazin yazan bir blogger gibi hissedip, yazıveresim gelir! Ee, olmaz tabii kime ne, hele bana ne? Gazeteci miyim ben?


Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ








10 Ağustos 2014 Pazar


Beşir Ayvazoğlu'nun kaleminden anlatılan kahve dünyası ve tarihi, kahve tutkunları için çok keyifli bir kitap.

Kitabı okumadım adeta yudum yudum içtim sanki. Tabii elimde bir fincan orta şekerli Türk Kahvesi ile...

Kahve hatırına yazılmış onca söz, onca makale var, evet; ama tarihsel yolculuğunu, kültürel yolculuğu ile öyle güzel karıştırmış ki yazar, tam orta kahve tadında olmuş kitabın herbir sayfası, telvesi bol, lezzeti yerinde...

Bazı kitaplar sizi anlatır, bazılarında ise siz birşeyler anlamaya çalışırsınız.

Bu kitap ile kahvemi daha iyi anladım, tanıdım, tadına daha iyi vardım. Bazı alıntıları da size ayırdım. Siz de okumadan önce bir fincan kahve içmek istersiniz belki!


''KAHVENİZ NASIL OLSUN?''

''Abdülaziz Bey'in anlattığına göre, konakların alt kat sofralarında ''Kahve ocağı'' denilen bir oda ve bu odada alt kısmı taş, yanları çini döşeli ve dört gözlü bir ocak bulunurdu. Sürekli sıcak su gerektiği için ocağın gözlerinden biri bakırdan imal edilmiş musluklu büyük bir güğüme ayrılmıştı...''



'' Kahve yavaş yavaş, tadına vara vara içilir. Anın ve hayatın anlamı üstüne düşünmeyi;  yüksek fikirler ve aşkın duygular üzerinde gezinmeyi gerektirir. Kendisinden öncesini unutturur; içildiği vakti ortamı, birlikte olunan dostları biricikleştirir. Bütün bunları bilmeyen, düşünmeyen hatta alaya alan yeniyetmelerin kahve içmeye hakkı var mıdır? ''


'' Sade kahve ikramında yanında bir de lokumun bulunması gelenektendir. Kahvenin tadının höpürdetilerek içildiği takdirde alınacağını söyleyenler varsa da, bu sesten bazılarının rahatsız olabileceğini unutmamak gerekir ''


'' Kadınların sadece sabah buluşmaları değil, kabul günleri de kahvesiz düşünülemez. Çağdaş Türk romanının önemli isimlerinden Selim İleri, ''Bir Fincan Kahve'' başlıklı yazısında, 1950'lerin sonunda yaşanan kahve darlığından söz ederken annesinin her kabul gününe gelen misafirlerine önce kahve ikram etmeyi olmazsa olmaz bir şart gibi gördüğünü anlatır ''

'' Ya kahvesini içtiğim dost 
   Hepsinin hakkı yok mu bende''


Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ






8 Ağustos 2014 Cuma


Semt pazarlarından sürekli alışveriş yapma fırsatım olmasa da özellikle yöresel pazarları seven biriyim. Ege Bölgesi'nin pazarları denilince ise hiç tereddüt etmeden, keyifle dolanırım!

Otlara, yeşilliklere, rengarenk sebzelere, mavi boncuklara, ıvır-zıvır satan pazarcılara, çeşit çeşit ev reçellerini  hazırlayıp tezgahlarına sıralayanlara, yöresel kumaşlarla dolu çaputculara, fidelik çiçek satılan kasalara, sıcak sıcak gözleme yapan yerli teyzelere hep ilgi duymuşumdur.


Bodrum Yalıkavak'ta kurulan perşembe pazarı da işte tam böyle bir pazar yeridir. Milas ve Sandima Köyü'nden gelen yerli halka Yalıkavak pazarcıları da katılınca perşembe pazarı tam bir çarşı günü olur o gün...

Pazardan ayrılanlar yorgunluklarını Belediyenin karşısında bulunan Körfez Fırın'da oturarak atarlar. Artık orası o gün yerli, yabancı turistlerin, yaz kış yaşayan halkın ortak pazarıdır adeta, hatta uzun zamandır birbirlerini görmeyen yaz sakinleri için buluşma noktasıdır...











Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ






7 Ağustos 2014 Perşembe


El emeği, göz nuru dantelleri yeniden birçok tasarımlarda görmek mümkün. Dantel, nostaljik etkisinin yanısıra, modernize edilmesiyle de kullanıldığı yerde fark yaratabiliyor.

Siz de elinizde bulunan, aileden kalma dantel parçalarını nasıl değerlendireceğinizi bilemiyorsanız ve sadece sergi maksatlı kullanmak istemiyorsanız, birkaç öneri şeklinde paylaşımlarım var, buyrun...

                   









Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

Kaynak: Pinterest