çeşme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeşme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2014 Salı



Çeşme'de Noni's House adında bir keyif durağındayım bugün. Keyif duraklarımı genelde önce gezerim ve sonra yazar, sizlerle paylaşırım. Ancak bu kez tersten oldu instagramda keşfettim ilk kez, daha sonra takibe aldım ve gittim gördüm şimdi de paylaşıyorum.


Elimle koymuş gibi buldum diyemem, çünkü; bulamadım bu sevimli evi. Çeşme'de her yeri bilen ben Ovacık'ta kayboldum! İyi ki de bulamamışım hemen, cennete kolay varılamayacağını bir kez daha anladım!

Kaybolduğumuz yollarda karşımıza iyi yürekli insanlar çıkar ya, burada da köyün berberi çıktı karşıma ve ''Takip edin beni!'' dedi. ''Durun bir dakika!'' dedim. Selin Hanım'ı telefonla aradım. Arkadaşına evinin yolu tarif eden sıcacık ses tonuyla anlatıverdi yolu! Evet tam da onun kendi tarifinde kullandığı gibi Çeşme'nin Toskanasıydı Ovacık'ın sessiz sakin tozlu yolları! Sakın Alaçatı'nın hareketli sokaklarında bir yer gibi algılamayın burayı. 

Cennet bahçeleri öyle yol üzerinde, ayakaltı yerlerde olmaz ki! Ama Sakız Adası'nın tam karşısında, üzüm bağlarının içinde bir ev. Kapıda sizi karşılayan can dostları eşliğinde bahçesine dalıp, kendi evinizmiş gibi verandaya kurulup, çayınızı içebileceğiniz, yemeğinizi kuş cıvıltıları altında yiyebileceğiniz rengarenk butik bir bağ evi sanki burası..


        


Selin Hanım kendisi bizzat ilgilenmiş evinin yapım aşamasında. Kış ayları hariç burada yaşıyor. Kendi pişiriyor, kendi ikram ediyor hatta yemek kursları veriyor. Ege kültürünü, Ege yemeklerini tanıtıyor. Kendi bağından elde ettiği şarap tadım günleri düzenliyor.  Sabah kahvaltıları kadar, akşam yemekleri ve özel organizasyonları da rağbet görüyor. Ama rezervasyonsuz gitmeyin. Çünkü; masa, sandalye sayısı öyle çok değil! Yoksa üzülür sizi misafir edemediğine...





Bahçesini süslediği tüller, kendinizi masaldan bir evdeymişsiniz gibi hissetmenizi sağlıyor. (Yani tam benlik!) Ancak ikramlar okadar doğal ve gerçek ki, az sayıda itina ile hazırlıyor. Ben ekmek ve kurabiye pişirdiği güne denk gelmek isterdim, örneğin!






Evinin içi de dışarısı kadar keyifli ve zevkliydi. Ancak; evidir, özelidir diyerek paylaşmak istemedim...


En kısa zamanda, belki de bağ bozumunda tekrar görüşmek üzere, Selin Hanım!


Adres: Musalla Mah. Soğanlık Mevki Küme Evleri 470/36


Not: Pazartesi günleri bahçesinin bakım ve temizliğini yaptığı için misafir kabul edemiyor. Aklınızda olsun!



Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ




12 Ağustos 2014 Salı


Son yıllarda yaz ayları geldiği zaman BODRUM ile ÇEŞME arasında In/Out yazıları başlar. Bu yıl Çeşme dolu, Bodrum boş veya bu yaz Bodrum çok pahalı, İstanbul Çeşme'yi tercih etti şeklinde magazinel haberler yer alır. Basın böyle bir rekabeti yaratır ve körükler.



Halbuki; iki ayağı iki tarafta olan ben yazılanlara şaşarım ve reklam amaçlı bulurum. Çünkü bu iki Ege kasabası farklı güzelliklere rağmen birbirine çok benzer sahillere, paralı kumsallara, kalabalığa ve pahalılığa sahiptir! Çünkü; ikisi de artık İSTANBUL'dur! Bu rekabetin dışında ayrıca kendi içlerinde de kıyasıya bir yarış vardır. Çeşme demek ALAÇATI mı demektir ? ''Yok, hayır asla!'' der Çeşme'nin yerlileri. Hatta vakti zamanında 
''Kim gider Alaçatı'ya?'' dediklerini bile itiraf ederler. Ee öyleyse ILICA mıdır?, DALYAN mıdır? Yeni keşfedilmekte olan Ovacık mıdır? Bence hepsidir. İşte O zaman ÇEŞME'dir.


Gelelim BODRUM'a. ''Bodrum'a geldim ve hiç beğenmedim, Bodrum bitmiş!'' diye söylenen arkadaşlarıma sorarım ''Nereye geldiniz, Nereyi gördünüz?'' diye.Bodrum merkezde kalıp, GÜMBET'ten dışarı çıkmaz iseniz veya ilk aklınıza gelen yer Barlar Sokağı olup, eğlenceyi Halikarnas Disko'da ararsanız siz hala 80'li yılların Bodrum'unda kalmışsınız demektir. Hani; İzmir'e gelip de Kemeraltı'nı görüp ''Çok kalabalık, beğenmedim İzmir'i'' demek gibi haksızlıktır bu bana göre. Ancak Bodrum'un eski halini bilenler saydığım yerleri anılarını yad etmek maksadıyla gezerler sadece...


Gelişen, değişen Bodrum merkez de, bu nedenle yıllar içinde nefes alınacak yeni beldelerini yaratmak zorunda kaldı kendi içinde. Yarımadanın adım adım her bir köşesi ayrı cazibe merkezi haline geldi. Öyle ki; herkese, her kesime ve tatil beklentisine göre değişen konaklama ve eğlence merkezleri ile beraber yaşam alanları da gelişti. 

Türkbükü'nün medyatik ve sosyetik merkez olmasından dolayı magazinel kişileri görmek beklentisiyle  2 saatliğine de olsa uğramadan dönmeyenler olduğu gibi Bitez'in incecik kumlu, mavi bayraklı plajından 2 saat bile ayrılamayanlar da vardır...




Son bir iki yıldır popülaritesini yükselten, değirmenleri ile meşhur, esintisi bol, sevimli, eskinin süngerci köyü Yalıkavak geçen yaz Azeri bir işadamı tarafından satın alınıp, yenilenen marinası ile Avrupa'da adını duyuran belde haline geldi. Ayrıca ÇÖKERTME'den çıkan Halil'in de yeri Yalıkavak'tır! (O türküyü çok severim).



Gümüşi ışıltılar içinde denizine girip, sadece kafasını dinlemek isteyenlerin tercih edeceği hatta minicik köyünün içinde bir akademisi bile bulunan, magazinden uzak durmaya çalışan entellektüel sanatçıların sığındığı Gümüşlük ise tamamen rekabet dışıdır. Kendine has bir tarzı ve sevdalıları vardır.



Neredeyse Bodrum'dan ayrılıp ilçe haline gelecek kadar gelişen Turgutreis bu arada marinası ile apayrı bir tatil beldesi oldu. Sahilinde otururken Yunan adası Kos'un ışıklarını rahatça seyredebilir ve Akyarlar'a kadar uzanan koylarında harika tekne turlarına çıkabilirsiniz...


Tabi yine de Bodrum'u Bodrum yapan Cevat Şakir'in gördüğü an esaretini bile unuttuğu eski adıyla HALİKARNAS'ı Gümbet'siz düşünemem. Palmiyeler ile süslü liman caddesini, sembol haline gelen meşhur Bodrum Kalesini, sünger ve  deri satan dükkanlarını, beyaz badanalı eski Bodrum evlerinin arasından kalabalığı yararak geçtiğiniz  o daracık Barlar Sokağı'nı yok sayamam. Siz bana bakmayın, tatil demek eğlence demek derseniz tam eğlencenin kalbindesiniz demektir. Sabaha kadar devam eden (Geçen yıllarda gece 12 yasağı gelmişti ama!) müzik eşliğinde ünlü Katamaran'a binip denize açılabilirsiniz örneğin. 


Bakın konu Bodrum olunca ne uzun tuttum yazımı. (Belki de en uzunu oldu, kusura bakmayın!) Paylaşacak çok şeyim var, hele magazin haberleri vermeye kalksam, blogum riske girebilir! Çünkü; çok ünlü ve evli sanatçıların ''O benim sevgilim değil!'' diyerek  gazetelerde açıklama yaptıkları gün ben yan masada onları sevgili halinde görünce kendimi sanki magazin yazan bir blogger gibi hissedip, yazıveresim gelir! Ee, olmaz tabii kime ne, hele bana ne? Gazeteci miyim ben?


Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ








15 Nisan 2014 Salı


10- 13 Nisan'da gerçekleşen geleneksel Alaçatı Ot Festivali bu yıl da beklenen ilgiyi gördü ve Alaçatı sokakları doldu taştı. Hatta daha önceki yıllara göre katılım çok daha fazlaydı...


Mavi ve beyazın birleştiği sevimli, şirin evlerin bulunduğu daracık Alaçatı sokaklarında Ege Bölgesi'nin yemek kültürü ile pişen, çeşit çeşit otlardan oluşan sofralarda yer bulmak zordu. Belli ki çoğunluğu İstanbullu Ege aşıkları günler öncesinden otel rezervasyonlarını yaptırarak festivale destek olmuşlar...



Mavi ve beyazın birleştiği sevimli, şirin evlerin bulunduğu daracık Alaçatı sokaklarında Ege Bölgesi'nin yemek kültürü ile pişen, çeşit çeşit otlardan oluşan sofralarda yer bulmak zordu. Belli ki çoğunluğu İstanbullu Ege aşıkları günler öncesinden otel rezervasyonlarını yaptırarak festivale destek olmuşlar...

            




Yemek yazarı Sahrap Soysal otlar hakkında bilgi alıyordu...




Festivalin ilk günü otları tanıma ve toplama tekniklerinin anlatıldığı doğa yürüyüşlerine yer verildi...



                 

İzlenimlerimin devamı Haberegeli'de yazdığım köşede http://www.haberegeli.com/yazarlar.html





Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ