2 Şubat 2015 Pazartesi



Bilirsiniz, ben blogumda yemek tarifi paylaşıyorsam mutlaka yapımı basit, malzemeleri kolay bulunan ve zaman almayan tariflerdir. Neden? Çalışan bayanlar beni çok iyi anlar! Çünkü evde; özellikle, mutfakta Balerina Cif tarzı hanımlarızdır da ondan...

İş dönüşü hemen pişirebileceğiniz bir çorba tarifi, buyrun...

Balkabağı Çorbası

Birkaç adet (250 Gr.) Balkabağı
1 adet Havuç
1 adet Kuru Soğan
1 adet Patates
İstediğiniz miktarda zeytinyağı
4-5 Bardak Su ( Bir miktarı et/tavuk Suyu olabilir tercihen)
1 Kutu çiğ krema
Tuz, karabiber

Küp küp doğranmış tüm malzemeler birarada düdüklü tencerede haşlanarak, daha sonra blenderdan geçirilir.

Üzerine Krema ilave edilerek servis yapılır (Tercihen)

Kabak Sıyırma 



Kabak Sıyırma bir Girit Mutfağı yemeğidir. İzmir'de benim de çok severek pişirdiğim, hem basit hem de lezzetli tariftir. Buyrun...

6-7 Adet Kabak (Minik,koyu yeşil olanları tercih edilir)
1 Adet Soğan
2 Yemek Kaşığı Pirinç
4-5 Diş Sarımsak
1 Adet Limonsuyu
Zeytinyağı (İstediğiniz kadar)
Tuz, bir miktar Toz Şeker (Tüm zeytinyağlılar için tavsiye ederim)
Üzerine Bol Dereotu

Kabaklar ince ince şerit halinde soyulur. (Havuç kızartması şeklinde), çekirdekli kısımları kullanılmaz! Soğan ve sarımsaklar yağda kavrulunca üzerine kabaklar, pirinç,limonsuyu, tuz ve şeker ilave edilerek, su eklenmeden kısık ateşte pişirilir.

Afiyet Olsun...

Peki iki tarif üzerine aklıma geldi; kabak faydalı bir sebze midir?
- İdrar söktürür
- Mide ve bağırsakları yumuşatır
- Yüksek tansiyonu düşürür
- Göğsü yumuşatır
- Balkabağı ise bol beta karoten içerir
-Antioksidan özelliği vardır

Ee daha ne olsun?

Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ


1 Şubat 2015 Pazar


Derste bir öğrencimin elinde gördüğüm Charles J.Sykes'e ait bu kitap hemen dikkatimi çekti. Benim sınıf içimde bir kitap görmem kadar doğal bir durum olamaz tabii ki, ancak; kitabın adı önemliydi bana göre. Biz eğitimciler okullarda neleri öğretemiyorduk acaba? Hem de sayısı belli, adı belli tam 50 tane kural!

Hemen rica ettim öğrencimden ve bir süreliğine kitabı alarak başladım okumaya. Siz de buyrun...

1. Hayat adil değildir, alışın.

2. Gerçek dünya, özsaygınızı, okulunuz kadar önemsemeyecek, Siz kendinizi iyi hissetmeden önce, bir şeyler başarmanızı bekleyecek.

3. Babacığınız ne dersin, siz bir prenses/prens değilsiniz.


4. Hayır, hayal ettiğiniz her şey olamazsınız.

5. Öğretmeninizin katı olduğunu düşünüyorsanız,      patronunuzla tanışana kadar bekleyin.

6. Okulunuz, kazananları ve kaybedenleri mezun etmiş olabilir. Yaşam öyle yapmaz.

7.Küçük düşmek yaşamın bir parçasıdır, alışın.

8. Aileniz ve küçük kardeşiniz, düşündüğünüz kadar utanç verici değiller. Asıl utanç verici olan, nankörlük ve somurtkanlıktır.

9. Hayat, dönemlere bölünmez. Ve siz yazları tatilde değilsiniz.

10. Anne ve babanızın hatası değil. İşleri berbat ederseniz, siz sorumlusunuz.

11. Alındınız mı? Ne olmuş yani? Hayır, gerçekten, Ne olmuş?

12. Mağdur falan değilsiniz. Sızlanmayı bırakın.

13.Batman'ın kız arkadaşı haklı: ''Özünde kim olduğun önemli değil, seni, yaptıkların tanımlar.''

14.''Ne ekersen onu biçersin.'' Ne dinlediğiniz, ne izlediğiniz, hatta ne yediğiniz için bile geçerlidir.

15. İkiyüzlülükle başa çıkmayı öğrenin.

16. Televizyon, gerçek hayat değildir.

17. Kazananların, yaşam felsefeleri vardır. Eziklerin de öyle.

18. İnsanlarla konuşurken, gözlerinin içine bakın.

19. Şu yaşadıklarınızı yaşayan ilk ve tek insan siz değilsiniz.

20. Başkalarının başarılarının, sizi üzmesine izin vermeyin.

21. Meslektaşlarınız arkadaşınız olacak diye bir şey yok ve arkadaşlarınız, aileniz değil.

22.Kendinize, yaşamınızın öyküsünü anlatın. Bir amacınız olsun.

23. Teşekkür etmeyi unutmayın.

24. Fırsatınız varken, keyfini çıkarın.

25. Ölümsüz değilsiniz.

Charles J. Sykes

Ee diğer 25 kurala mı ne oldu? Biz onları zaten öğretiyoruz, içim rahat, gerçekten öğretiyoruz, inanın bana  !!!


Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ


24 Ocak 2015 Cumartesi


Yaratıcı olan insanların özellikleri incelendiği  zaman ortaya çıkan sonuçlar oldukça ilgimi çekti benim. Yaratıcılığın ayrı bir meziyet ve özel bir kabiliyet olduğu düşünürüm. Ancak sonuçlara bakarsanız, çok da farklı özelliklere sahip oldukları kanısına kapılmadım, açıkçası! Ben de sizinle paylaşayım dedim. Bakın bakalım siz de yaratıcı birisi misiniz?


YARATICI İNSANLARIN ÖZELLİKLERİ

- Çok çabuk sıkılırlar

-  Risk almayı severler

- Sıradışı davranırlar

- Kalplerinin sesine kulak verirler

- Çok hata yaparlar

- Kurallardan nefret ederler

- Bağımsız hareket ederler

- Fikirlerini sürekli değiştirirler

- Farklı olmaya odaklıdırlar

- Hayalleri büyüktür

İşte böyle olurmuş yaratıcı insanlar. Ya siz?


Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ

                      

Avrupa ülkelerinde çeşitli örneklerini gördüğüm, gezdiğim butik müzelerin ve müzecilik anlayışının neden kendi ülkemizde yaygın olmadığını hep merak ederim. Müzeler sadece tarihi ve kültürel mirasların korunduğu sergi alanları mıdır? Yoksa manevi değerleri korumaya yönelik bir anlayışa da sahip olmalı mıdır?

Örneğin; hangimizin hayatında oyuncaklar önemsiz olmuştur? Kim, en azından belirli yaş grubunda olanlar, çocukluğunu düşünürken bugün artık nostalji objesi haline gelmiş radyoları hatırlamaz? Veya kaç kişi hayatın içindeyken maskesiz, gerçek, doğal bir yaşam sürebilir?

Karikatürün ve mizahın olmadığı bir toplum nekadar sağlıklıdır? Ailenin ve nesillerin temel taşı kadını ve en önemlisi kendi kadınını tanımayan toplumda yeni kuşaklar nasıl yetişebilir?

Benim bu sorularımın hepsini öyle güzel cevaplamış ki Konak eski Belediye Başkanı Dr.Hakan Tartan.''Müzeler hayatın ve kentlerin rengidir'' diyerek modern müzecilik anlayışı ile açtığı butik müzelere zaman içinde yenilerini ekleyerek İzmir'e ve İzmirlilere hediye etmiş. Etmiş diyorum; çünkü; bu özel müzelere teker teker değil de bir bütün olarak baktığınız zaman fark ediyorsunuz güzelliklerin nasıl korunarak saklandığını ve yarınlara aktarıldığını...

İşte Haberegeli'de bu beş butik müzeyi anlattım. Bilgi verdim. Devamını okumak isterseniz buyrun...

http://www.haberegeli.com/petek-ulug@izmir-ve-butik-muzeler-yazisi-360.html



Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ





22 Ocak 2015 Perşembe


Yenilenmenin ikinci çalışmasını kıyafet dolaplarında yapmalıyız, çünkü; özellikle bayanların biriktirmeyi en çok sevdiği köşelerdir bu dolaplar.

Hiç giyilmeyen okadar çok kıyafet, ayakkabı, çantamız vardır ki! Onların başkalarında kendilerine yer bulması gerekir, yoksa; bizde biriktirme alışkanlığı zamanla ağırlaşma duygusu yaşatır.  

            
Dolap temizliği veya kıyafet detoksu yaparak gerçekten hafifleriz. Sonra hemen alışverişe koşun demiyorum, biraz durun bekleyin zaten evren yasası gereği boşalan yerler dolacaktır siz de daha verimli kullandığınız kıyafetlere sahip olacaksınız! Siz bir yer açın önce bakalım...


Üçüncü çalışmayı  banyoda yapalım ; çünkü minik yenilenmelerin en keyifli noktaları burada olacak. Banyo havlularının yıpranmasını beklerseniz bayağı sabretmeniz gerekir o güzel rengarenk dekoratif havluları satın almanız için. 



Eski havluları başka amaçlar için kullanın ve alacağınız bir iki yeni havlu ile (Lütfen hediye gelmesini beklemeyin!) banyonuz yenilenir. Sabunlarınızı da kontrol edin bu arada yeni açılmış bir kalıp sabunla başlayın ya da banyonuza uygun bir çanağa doldurun sabunlarınızı ki renkli şekerlemelere benzesinler.   


Çamaşır sepetiniz ile yapacağınız değişiklikle de banyonuzun havası farklı oldu bile.


Şimdi çalışma masanıza doğru gidin, eminim atamadığınız pek çok kağıt ya da notlar vardır. Belki gerekir diye sakladığınız kaç tane kartvizit vardır ki ne zaman, kimden geldiğini hatırlamazsınız bile. Temizleyin notlarınızı atın işe yaramayacakları; ihtiyacınız olursa internet sayesinde her bilgiye kolayca ulaşabilirsiniz zaten. 


Masa üzerinde duran kalemliği de değiştirin yeni, farklı bir kalemlik olsun masanız canlansın. Siz kendiniz de yaratıcılığınızı kullanabilirsiniz !

En son evinizdeki ya da balkondaki çiçeklere bir göz atın bakın bakalım saksısı değişecek, daha dekoratif saksılara yerleşecek çiçekleriniz var mı? Sararan yaprakları temizleyin, atın ki onlar da nefes alsın yenilensin, goncaları daha bol olacaktır eminim.



    Bakın ne çok iş yaptık...

Değişim, temizlik, yenilenmek, arınmak soluklanmaktır...


Keyif dolu günleriniz olsun...

Petek Uluğ

Kaynak: Google





20 Ocak 2015 Salı



Yeni yılın ilk ayında günler yeni açılan bir defterin bembeyaz  ilk sayfaları gibidir. En güzel el yazısı ile başladığınız ancak; sayfalar ilerledikçe yazı şeklinin ve özeninin bozulduğu sonra da aman boşver dediğiniz çalakalem bir şeyler yazdığınız deftere benzer.

Sonra da o yıl size neler getiriyor teker teker başlarsınız yaşamaya hani çok da müdahale edemezsiniz. Gidenle gelen arasında çok da fark yoktur aslında. İşte bir fark olsun diye kişisel gelişim uzmanları birçok önerilerde bulunur; ruhsal detoks, bedensel arınma, negatif düşüncelerden uzaklaşma gibi.

Uygulanması gerektiğine inandığım bu yolların tekniklerini uzmanlarına bırakıp ben de her yıl kendimce yaptığım temizlenme çalışmalarını paylaşayım sizlerle. 

Ben buna bir çeşit arınma diyorum çünkü biriktirip bir türlü atamadığımız şeylerden arınacağız şimdi. ATIN diyeceğim ama öyle çöpe değil, sizden uzaklaşıp başkalarında işe yarasın. Yani SİZ yenilenin, yok kimsenin işine yaramayacak şeyler ise hala sizinle neden duruyorlar ki?

Önce mutfaktan başlayın; yani evin kalbinden. Açın dolaplarınızı; göz atın şöyle kavanozlara, şişelere, ağzı açılmış poşetlere. Mutlaka azalmış, tükenmiş bir şeyler bulursunuz. Boşaltın onları yenilenmiş, temizlenmiş kavanozlara, tazeleyin hepsini.


Hem nerede ne var elden geçirmiş olursunuz. Eğer yıllardır kullandığınız tuz-şeker-kahve üçlüsünden sıkıldıysanız onları hediye gelmesini beklemeden yenileyin! Uygun fiyatlara o kadar sevimli ve şık mutfak malzemeleri var ki! Bakın nasıl da mutfak keyfiniz değişecek, yenilenecek.

Yarım kalmış reçel kavanozlarını da boşaltın. Elinizde olan boncukları, kurdele ya da dantel parçacıklarını yeni cam kavonozların üzerine konduruverin.
                 

Eğer mutfak önlüğü kullanmayı seviyorsanız, önlüğünüz ile de bir değişim yaşayabilirsiniz. İnanın kendinizi mutfağınıza ilk defa giriyormuş gibi hissedersiniz. 

    
     Ufak yenilenmeler , büyük keyifler  verebilir.


Mutfak masa örtünüzü 2014 yılının her günü kullandıysanız 2015'de yine devam mı? Kaldırın onu, tamam atmayın ama yenileyin belki de gözünüz bıkmıştır !

Bu kez belki renkli servisler ya da runner tarzı  örtüler tercih edersiniz.


Her öğün kullandığınız ekmek sepetini değiştirerek de masa keyfinizde bir değişim yaşarsınız. 


Basit ama etkili değişimlerdir bunlar hem de maliyeti çok daha ucuz.




Kaynak: Google

Keyif dolu günleriniz olsun...

Petek Uluğ


13 Ocak 2015 Salı


Mesleğim gereği bana sorulur sorular hep. Bana sorarlar anlamadıklarını. Bana sorarlar bilemediklerini. Öğretmeye, anlatmaya çalışırım bildiklerimi. Ama bazen çok iyi bildiğimiz halde anlatamadığımız konular da olur. Tüm öğretim metotlarını uygulasanız da tam aktaramazsınız bildiklerinizi!

Örneğin; geçen gün, en iyi bildiğim konudan bir soru geldi, geldi de pat diye cevaplayamadım yine de. Hatta nasıl olur dedim kendi kendime, neden yanıtlayamadım! Çok sevdiğim bir öğrencim sordu bu sefer, hem de beklemediğim bir anda.  

''Hocam, mutluluk nedir?'' Hangi konuda geçiyordu ki bu zor soru?, ben mi atladım? Neden sordu bu soruyu kafasında birçok soru cevap karmaşası olan, bu akıllı üniversite öğrencisi? Şimdiye kadar öğrenmemiş miydi MUTLULUK NE DEMEK?

Tamam ben bir dil öğretmeniyim. Şimdi kelimenin sözlük anlamını mı vermek lazımdı? Yok, çok kitabi ve teorik kalırdı, olmaz. Zaten soruyu soran son derece zeki bir öğrenci. O zaman örnekleme ile anlatabilirdim. Ama anlatılmazdı ki MUTLULUK! Abidin Dino da değilim ki çizebileyim resmini! ''Bak şimdi örneğin;.....''  diye başlasam cümleme, benim tezimi çürüten karşı örneklemeler verecek. 

''Yazı yazıyorum ya ben; işte o an mutluluktur! '' desem 

''Ya hocam, öyle değil'' diyecek ve inanmayacak bana, biliyorum!''

''Henüz erken, biraz daha büyü bak o zaman anlayacaksın'' desem ''Olur mu hiç hocam,öğrenmenin yaşı olur mu? Zaten gelmişim kaç yaşıma? '' diyecek. Diyorum ya soruyu soran kişi öğrenmeye meraklı, kafası karışık ama zeki bir delikanlı. Kafası neden karışık? Çünkü O hep sorguluyor, hep soruyor. Sordukça kafası karışıyor veya öğrendikçe zorlanıyor diyelim. Anlamaya çalıştıkça da korkuyor birçokları gibi...

Peki ben mi nasıl cevapladım? Tersten gittim bu kez. Bir eğitimci olarak ezber bozdum.

''Nezaman bu soruyu sormaktan vazgeçersin, işte o andaki ruh halindir MUTLULUK'' dedim...

''Hocam aparkat gibi geldi bir an, düşünücem ! '' dedi. 

Yaşasın en azından, NASIL YANİ? diye sormadı, atlattım şimdilik..Hatta ''Düşünücem!'' dedi. Demek görevimi yerine getirdim...
Ama bir dakika Aparkat ne demekti? Ne olacak, bilmediğimi de ben sorarım! Ona da sorabilirdim anlamını ama gitti, eminim benim cevabımı düşünüyordu. Hadi bakalım Google amcaya benim işim düştü bu kez. ''Aparkat nedir?''

Aparkat: Boksta bükük kolla aşağıdan yukarıya doğru çeneye atılan yumruk.

Haydi buyrun bakalım. Aparkatı hangimiz yedi? Hangimiz neyi öğrettik? Hangimiz neyi öğrendi?

Bence durum şu an 1-1 ...

Eminim O sonra gelir yanıma ve ikinci soruyu sorar , hazır olmalıyım, aparkata dikkat etmeliyim! ...

Bir sonraki yayınımda hazırlı olduğum için mutluluğun tariflerini kendimce vereceğim, öğretmen olarak değil, ama ben olarak, benim mutluluk cevaplarımı paylaşacağım. Bakalım buluşabilecek miyiz sizlerle aynı noktalalarda...

Neden bu fotoğrafı kullandım biliyor musunuz? Keşke Peri Kızı olsaydım ve bu Peri tozlarından mutluluk üfleyebilseydim, belki o zaman anlatmaya hiç gerek kalmazdı.

''Mutlu olmak istiyorsanız, iradenizin dışındaki şeyler yüzünden kaygılanmayı bırakın!'' Epiktetos

Keyif Dolu Günlerimiz Olsun...

Petek Uluğ


5 Ocak 2015 Pazartesi


Bugün sosyal hayatta en çok konuşulan konu belki de çok daha önemli konular olması gerekirken beklenmekte olan soğuk hava dalgası ile ilgiliydi. Herkes birbirine ''Kar geliyormuş!'' diyordu. 

Gelen kar olsun, gelen soğuklar olsun dedim, bu ülke ne kara kışlar gördü!

Konu böyle olunca ben de meşhur kış reçelimi hatırladım. Aslında reçelden çok tatlıya benzer yani o kadar hafiftir. Merak ederseniz tarifini buyurun. Biliyorsunuz benim tarifim mutlaka en basitinden ve pratiğindendir.


KIŞ REÇELİ :

2 Adet kabuğu soyulmuş portakal 
2 Adet kabuğu soyulmuş mandalina
1 Adet kabuğu soyulmuş elma
2 Adet muz
1 Adet greyfurt (keyfe bağlı, acı tadını sevmeyenler kullanmasın )
1/2 Adet limon suyu ve limon kabuğu
1 Paket vanilya
İsteğe bağlı toz şeker 
İsteğe bağlı olarak 4-5 adet karanfil

Vanilya ve limon suyu dışında hepsi küp küp doğranarak şeker ilave edilmiş haliyle akşamdan hazırlanıp bekletilir.

Daha sonra vanilya ve limon suyu ilave edilerek pişirilir. Pişirme süresi (Sabaha kadar su bıraktığı için ) suyun azalma süresi ile orantılıdır. Koyulaşmadan alırsanız tatlı olarak da tüketebilirsiniz ; ancak dayanma süresi kısalır.

Reçellerinizi saklarken veya ikram ederken cam ya da  beyaz porseleni tercih ederseniz renkli meyveler çok şık durur...




Yanında size daha önce tarifini vermiş olduğum kış çayım var.

Ayrıca bu sefer evimdeki minik kumkuat ağacımın meyvelerinden de ilave ettim 3-4 adet, hoş bir aroma kattı. 



Keyif Dolu Sıcacık Günleriniz Olsun.

Petek Uluğ

29 Aralık 2014 Pazartesi


Bayram önceleri evlerde yapılan bayram temizliği vardır, bir telaş yaşanır, köşe bucak her yere dokunur elimiz, pırıl pırıl olur evimiz, bu arınma ziyarete gelenleri hoş karşılamak, tertemiz buyur etmek içindir.

İşte bu temizliği ben yılın son günlerinde, yeni yılı karşılarken de yaparım. Ancak; bayram temizliğinden biraz farklıdır bu kez.

Detoks diyeyim ben buna. Ya da aklanma, paklanma.

Hem sadece evin içinde değildir bu detoks, ruhumda, hayatımda, çevremde.

Bu kez gelen 365 tane farklı misafirdir. Herbiri ayrı yenilikler ile gelir bilirim. E hazırlıklı olmak lazım, yer açmak lazım, keyifle buyur etmek lazım.

Öncelikle ruhumuzda temizlik gerekir ki, yenilenelim, yeniye hazır olalım. 

Ruhun detoksu diğer temizliklere göre daha zordur ve daha uzun sürer. Kolay değildir tabii içimizde barındırdığımız, ta benliğimize nüfus etmiş, biz olmuş duygularımızdan hoopp diye arınıvermek. Hem bunun öyle deterjanı falan da yok! Kazımadan, silmeden, süpürmeden yapmak bu işi biraz zaman alır. En iyisi son güne bırakmadan işe başlamak lazım.

Hadi bakalım, çıkar dışarıya içinde tuttuğun gizli kinlerini, endişelerini, korkularını, koy önüne...

Et itirafını, yap savunmanı kendine. İnandın mı? Hayır! Çünkü bir tek kendine yalan söyleyemezsin. Hadi temizle bu negatif duygularını, yap onları pür-ü pak. Çünkü hiçbir işe yaramadılar, ıvır zıvır doldurdular içini.

Daha sakin, daha dingin olmayı dene...

Hadi şimdi kur empatini, koy kendini eleştirdiğin insanların yerine, anlamaya çalış bakalım onları. Anlayabildin mi?Hayır! Ozaman ilişkilerini gözden geçir bakalım. Devam mı? Tamam mı? Yıprandığın ilişkilerle girme yeni yıla. İlişki detoksu derim ben buna.

Yargılamaların var ya kendince,  dök onları ortaya, tart değerlerini, ölç,biç, eleştir kendini, sana yeni bir sen mi lazım acaba? Karar ver bakalım. Hazır yeni yıl gelirken ''Değiştim ben artık!'' deyiver. Yok, yok değişme! Geliş, hoşgör kendince. Değişimin en güzel zamanıdır şimdi, yenilenmenin adıdır kendi içinde...

Üzdüğün kadar üzülürmüşsün ya, çıkar yılın bilançosunu, dök hesaplarını ortaya, topla, çıkart, böl, çarp, bak bakalım ne kaldı elinde? Kimler var yanında? Yani ne kazandın? Ne kaybettin?

Yapacağım diye planladıklarının hepsini yapabildin mi? Hayır! ise yanıtın, ver hesabını, anlat kendini kendine bakalım. Veremiyorsan hesabını sil at hepsini biran önce. Onları yeni yıla taşımanın hiçbir anlamı yok! Kabullen kendini, yapabileceklerini al yanına, götürme kaldıramayacaklarını. Tanı artık seni!

Hazmedemediklerin var mıydı bu yıl? Evet! ise yanıtın, işte detoksun en can alıcı noktasındasın. Tam zamanı şimdi.

Ya kabula geç uzlaş, ya da güçlenip alt et hazmedemediklerini. Yeni yıla tertemiz gir, hayallerini yenileyerek gir, umutlarını ümitle besleyerek gir, eski yılın davalarını kapatarak gir.

Pişmanlıkların oldu mu hiç? Olmuştur mutlaka! Temizle şu keşkelerini! Götürme yanında, kapat hesaplarını.

Elindeyse, gücün yetiyorsa sil, süpür sevmediğin, seni huzursuz eden her şeyi.

Kararsızlığını yok et, kararlı olmak için al yeni kararlarını.

Evet, çok kolay değil! Ama dedim ya temizlik bu! Yorar, sıkar insanı önce, sonra da huzur verir, keyif verir.

Detoks arınmaktır, arınmak şifalanmaktır.

Şifa da senin ruhundadır.

Hadi kolay gelsin.

Keyif Dolu Günleriniz, Yıllarınız Olsun.

Petek Uluğ




24 Aralık 2014 Çarşamba

BİR ZAMANLAR...


Eskiye özlem ya da popüler adıyla nostalji günümüzün modern hayatında oldukça sık anılır kavram oldu.
Bu gerçekten özlem duygusu mudur yoksa bugünden düne bir kaçış mıdır? Bilmiyorum ama, benim için eski, geçmiş ve yaşanmış her şey çok değerlidir.  Sadece kendimin değil tanımadığım hayatların dahi yaşam kesitleri bugünün gözlüğünden bakılınca çok anlamlı gelmiştir.

Hadi Barış Akarsu'yu da anarak yazımı paylaşayım sizinle...


Eski dönemlere ait eşyalar, kıyafetler, evler beni hep heyecanlandırmıştır.
Belki de büyüdüğüm şehir Bursa'da saray tarihine ait izler, yaşadığım şehir İzmir'deki çok uluslu kültürel zenginlik eskiye olan ilgimi daha da arttırdı... 
                   
Bu ilgi zamanla bana eski dönemlere ait kitapları bulup, içine dalıp bir nefeste okuma alışkanlığını kazandırdı.

Sadece kitap değil, aile büyüklerinden kalan vintage özellikli eşyaları toplamak da kişisel ilgi alanıma girdi. Eski biblolar, kahve fincanları, çay takımları, şekerlikler benim kıymetlilerim oldu...


Bu merakım İzmir sokaklarında gezerken birçok eski tarihi evleri, köşkleri keşfetmeme ve eski eşya satan dükkanları, antikacıları bulmamı sağladı. Nasıl da keyif alıyorum o dükkanları gezerken, o eski ve artık bulunamayan porselen tabaklara dokunurken, el kesmesi cam vazoları seyrederken, Murano şekerliklerin fiyatlarını sorarken. İşte! diyorum bu mekanlar da benim keyif dükkanıma benziyor, ilgisi olanlar için nasıl da zevk köşeleri buraları... 
                          
Makine değmemiş beyaz iş perdeli Tavan Arası adındaki bu sevimli dükkan Karşıyaka'nın ara bir sokağında (Kilise Sokağı) Bruno Luciano Pallamari'ye ait. Her uğradığımda koleksiyonuma teker teker eklediğim o rengarenk incecik artık üretilmeyen porselen kahve fincanlarının hepsini satın almak istiyorum.

                                            
                     
                                           

                                          

                                         
     
                                         

                                         

                                                            

                                          

     

       

      







İstanbul seyahatlerimde ise her fırsatını bulduğumda İstiklal Caddesi'nde bulunan Suriye Pasajı'na koşar BAY RETRO'yu dolaşırım. Burası dönem dizilerinin ve filmlerinin kostümlerini hazırlayan dünyanın ikinci büyük vintage (ikinci el eşya)  mağazasıdır. '' Öyle Bir Geçer Zaman Ki '', ''Ezel'', ''Hanımın Çiftliği'' gibi popüler dizilerin tüm kostümlerini orada görebilir, dokunabilirsiniz. Oradan çıkmak istemem  ve o dönemlere gider dönerim. İstiklal Caddesi'nin kalabalığına karışınca birden nerede olduğumu hatırlarım ancak; o eski ile yeni arasındaki gidiş gelişler  ayrı bir keyif yolculuğudur benim için...



Keyif dolu günleriniz olsun...


Petek Uluğ