dantel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dantel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2016 Cuma



Uzun bir tatilden sonra tekrar merhaba...

Yazacak, anlatacak çok şey vardı. Ancak; ara vermek şart olmuştu. Önce ben yorgundum. Yoğun bir dönem bitmişti. Sonra hepimiz, herkes yorgun düştü. Gündem değişmişti.


Yine yeniden paylaşılacaklar birikti. İlk yazım keyifli olsaydı hani blog adıma yakışsaydı daha iyi olurdu ama, olmadı... 


Bu kez eleştirenleri eleştiren bir yazı paylaşmak istedim.


Sizler de, son günlerde instagram ağırlıklı sosyal medya paylaşımları ile ilgili yapılan kişilik analizlerine kadar varan köşe yazılarını okumuşsunuzdur.


Tamam analizleri yapanlar da Türkiye'nin hatırı sayılır psikiyatri uzmanları ama bunu malzeme yaparak köşelerinden ağır bir dille bu kişilikleri yargılayanlara ne demeli?


Uzmanları tarafından sosyolojik veya psikolojik sonuçlar çıkarmak farklı, bu verileri alıp da profiller ile alay etmek, dalga geçmek farklı bir durum.


Özellikle yazılarda dikkatimi çeken şu cümleler kendim ile bağlantılı olmasa da  beni öyle şaşırttı ve üzdü ki!


Blog yazarı ve instagramer olarak sürekli bu sosyal ağların içindeyim, yetmedi medya iletişim okudum. Derslerimi çalışırken de, kullanırken de gözlemledim. Belki de bu eleştirel yazıların bana çok hoşgörüsüz yaklaşım gelmesi bu nedenledir.


Bakın neler demişler?


''Sen henüz TOKİ'den bozma evinin taksitlerini ödeyemezken, o fotoğrafları koyabilmek için yaptığın alışveriş taksitlerinden yüksek!'' ya da buna benzer bir cümle.


Nasıl da sosyal sınıf farkının altını çizen, alt/üst kültür ayrımcılığı yapan, gözüne sokan, yargılayan bir düşünce. Yani ''Haddini bil!'' diyor kendince! 


Belki de içinde bulunduğu, yaşadığı maddi sıkıntıyı paylaştığı bir fotoğrafa aldığı yorumlar ile içini ferahlatan insanlar vardır. Her bir beğeni ona terapi gibi geliyordur. Enerjisini yükseltiyordur. ( Böyle olduğunu söyleyen çok kişi tanıdım) Hiç kimseye zararı yok ki evinin köşesinden yaptığı cicili bicili paylaşımlarının.


Ne yani? Üst gelir sınıfının yaptığı paylaşımlar daha itibarlı, daha mı güvenilirdir? Onlara daha mı haktır?


E, onlar da görgüzüsüz, sonradan görme olmakla eleştirilmiyorlar mı?


Diğer bir eleştiri ise iş hayatı olmayan, çalışmayan ev hanımlarına yönelik yapılmış.


''Kocasını mutlu etmekten başka bir amacı olmayan ve sadece bu paylaşımları ile mutlu olan (kişillik sahibi olmayan) kadınlar! '' Bu ne demek?


Onunla mutlu oluyorsa o kadınlar kime ne! 


Kişilik sahibi olmanın veya olmamanın tanımı İg paylaşımı ile ölçülebilir mi?

Eğitim düzeyi yüksek, çalışan her iş kadının sağlam bir kişiliğe sahip olduğunu kim iddia edebilir ki?


Yönetici, idareci, CEO olarak çalışan kadınlardan egosal sorunlarını aşamayıp psikolojik girdaba girdikleri zaman o pembiş! paylaşımları yapan kadınların yerinde olmak istediklerini de biliyoruz.


O kocalar nasıl olur da bir şey demezlermiş?


Demiyorlarmış, ne güzel işte! Ahlaki bir sorun mu var ortada?


 O kocalar eşlerinin paylaşımlarına müdahale etseler bu kez daha farklı sorun çıkacak. Ne  yani instagram paylaşımlarına da mı karışıyorsunuz eşlerinizin diyeceksiniz?


 ''Kadınlar bu kadar taviz vermeyin eşlerinize!'' demeyecek misiniz?


 Eşim, ailem ile birlikte olduğumuz fotoğrafların paylaşımı konusunda ketum davranan, mahremiyet sayan ben de bazı hitabet şekillerinden hoşlanmıyorum, abartı buluyorum kabul! (Kociş, evinin  kraliçesi, prensesi, prensi,vb...)  ama kime ne? Bize ne?


 Bu arada eviniz, dekorunuz, yaşadığınız mekanlar pembe ve tonları ile bezeli ise hele bir  de yeni evli iseniz yine eyvah eyvah yandınız!


Her yer pembe olmuş ya bıkmış herkes. Benim evim pembe değil. Toprak tonlarında ama kendime yakıştırmadığımı başkasında beğenebiliyorum. Pembeyi seviyor diye neden alay edilsin ki profiller?


Toprak, beyaz, nude, siyah dekorasyondan hoşlanmayan birçok insan var. Onlar da ''İçimiz karardı off!'' diyebilirler.

Bu platformlar zaten farklılıkların sunulduğu paylaşım siteleridir.


Ahlaki, manevi, kültürel değerlerimizi rahatsız etmeyen farklı kişisel beğeniler, tercihler paylaşılabilir. Kimi eğlence için takip eder, kimi öğrenmek, fikir almak için...


Diğer bir eleştiri ise yeni gelinlere yapılmış!


Evli olan veya evlenmiş her kadın yeni gelin olma tabirini çok iyi bilir, özel günlerdir yaşantımızda, anılarımızda! Eve misafir davet etmek, akşam eşe hazırlanan özenli sofralar, yıpranmamış eşyalar, bembeyaz takımlar, henüz kullanılmamış havlular...


Bu özen bir hayat sürerse ne ala. Ama zamanla, zaman yarışı içinde bu özen kaybolabilir...


Bırakın yeni gelinler yeni döşenmiş evlerindeki özeni paylaşsın, özeni daha da artsın.


Şimdi benim aklıma takılan şu!

Hem eleştirip hem de neden takip eder ve ısrarla takipte kalırız ki?


Yine ikiyüzlülük yok mu? Bakın bu profillerin takipçi sayılarına, öyle yüksek ki!


E, ne oldu? Bırakın ozaman takibi, bu denli kişilik sorunu olan insanları neden takip ediyorsunuz madem?


Yok! İlla yargılayacağız, hoşgörmeyeceğiz.


Hiç ortada buluşmayacağız. ''OLABİLİR, ONUN ZEVKİ" demeyeceğiz.


Beğenmiyorum, takip etmeyeyim de demeyeceğiz ama röntgenlemeye devam edeceğiz.


Sosyal medya siteleri kullanılması zorunlu olmayan haber, iletişim ağı oldukları kadar eğlence, oyun alanlarıdır. Siz kendi medyanızı yaratabilir ve istediğinizin peşinden gidebilirsiniz.


Kaldı ki sosyal medya kullananlarının paylaşımlarını teker teker inceleyecek olursak kimsenin sağlıklı olmadığı ortada bu bilir kişilere göre.

Neden mi? Bakın kendi gözlemlerime dayalı sıralıyorum...


Lüks marka, mekan paylaşırsınız görgüsüzlük olur!


 Dış mekanlardan yemek paylaşımı yaparsınız ayıp olur!


Gezdiğiniz yerleri paylaşırsınız ''Hayat sana güzel olur!''


Aile, çocuk, mutluluk  fotoğrafı paylaşırsınız, nazar olur! 


Evcil hayvan fotoğrafı paylaşırsınız ''Evde mi? Aaa?, olmaz ki!'' olur!


Profil paylaşırsınız ''Aman fotoshoplu'' olur!


İdeolojik, sosyolojik, felsefik, Mevlevi paylaşım yaparsınız ''Aman, bıktık artık'' olur!

Siyasi paylaşım yaparsınız ''Burada da mı? Yeter, zaten haberlerden içimiz karardı!'' olur!


Kitap paylaşırsınız '' Kitap paylaşmak ile entellektüel olunmaz'' olur!


Keyifli Kahve, kahvaltı, çay sunumları paylaşırsınız ''Nasıl vakit buluyorsunuz böyle şeyler ile uğraşmaya?'' olur!


Makyajlı paylaşım yaparsınız '' Makyajsız çık da görelim'' iddiası olur!


Hastalığınızı, zor durumda olduğunuzu paylaşırsınız ''Duygu sömürüsü yapıyor'' olur!


Müze, sergi paylaşırsınız  ''Sıkıcı'' olur!


Gerekli ve önemli günlerde paylaşmanız gereken fotoğrafları paylaşmaz veya gecikirseniz ''Duyarsız, ruhsuz, ilgisiz'' olursunuz.


Çok ilgili, çok duyarlı olursanız da olmaz! Aman dikkatli olunuz!


Çok uzattım, daha da uzar gider...

Söylemek istediğim şu, kim hangi rengi, hangi kültürde hangi sunumla, hangi hitabet ile hangi dantel ile paylaşmak istiyorsa paylaşsın, inanın kimseye zararı yok!


Bir dantel parçasının bölücülükle suçlandığını görmedim.


Esas tehlike hoşgörüsüzlükte, ayrıştırmada, ayrımcılıkta...


Sosyal medyada dahi bunu başaramıyorsak tehlike gittikçe vahimleşiyor demektir!


Keyfi platformlarda bile bunu beceremiyorsak zorunlu toplumsal alanlarda demokratikleşmeyi nasıl başarabileceğiz ki?



( Fotoğraf alıntıdır) (Yukarıda anlattığım maddeler ile ilgili kendi profilim, sayfam adına hiçbir eleştiri almadım, ancak; ciddi gözlem yaptım.)


Keyif ve Hoşgörü Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ









7 Ağustos 2014 Perşembe


El emeği, göz nuru dantelleri yeniden birçok tasarımlarda görmek mümkün. Dantel, nostaljik etkisinin yanısıra, modernize edilmesiyle de kullanıldığı yerde fark yaratabiliyor.

Siz de elinizde bulunan, aileden kalma dantel parçalarını nasıl değerlendireceğinizi bilemiyorsanız ve sadece sergi maksatlı kullanmak istemiyorsanız, birkaç öneri şeklinde paylaşımlarım var, buyrun...

                   









Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

Kaynak: Pinterest




4 Aralık 2013 Çarşamba


Evet aynen böyle düşünüyorum, hatta hediye vermenin bir sunum ritüeli olduğuna bile inanıyorum. Tabii ki adet yerini bulsun, elimiz boş gitmesin şeklindeki hediye alışverişlerinden bahsetmiyorum.


Örf ve adetlerimizde öyle güzel hediye almak, vermek gelenekleri vardır ki, hediye edilen kişiye bir şekilde yardım etmek, destek olmaktır belki de...


Günü, saati belli hediyeler mecburi bir ticari alışveriş gibi düşünülse de hediye eden kişinin zevki hediye seçimi ile birleşerek özel ve farklı hale gelebilir.

                                              

Bir de ani, beklenmeyen bir zamanda verilen, alınan hediyeler vardır. İşte onlara armağan derim ben. Hayatın tatlı sürprizleri gibidir onlar. Beklenmedik zamanda hoop diye çıkıp gelmiş bir paket! Neden ki? Yaşgünü değil, özel bir gün hiç değil ! Tebrik, kutlama da yok ortada ! 

Hediye veren kişi size bir şey demek istedi. ''Seni mutlu etmek istedim, içimden geldi ve bunu seveceğini düşünerek sana aldım...'' İşte bukadar basit...


Hiç de fena değil şöyle güzel bir hediye paketi açmak? Bakın paketi diyorum sadece paketi. Artık içinde ne var, nasıl bir şey var, hiçbir önemi yok! ''Ben'' düşünülerek alınmış, gönülden gelmiş bir armağan var. Yeter!

Ama biz gelelim şimdi bu paketleme işindeki sunum şıklığına. İşte '' Sen önemlisin ve buna da değersin '' mesajının verildiği ilk ve etkili adım...


Standart kitap kaplamak için kullanılan kağıtlar ile sarılan hediye paketleri ve yine hazır beklemekte olan bir süsün üzerine yapıştırıldığı sunum hiç de heyecan yaratmayabilir...


Yaratıcılığımızı ve kişisel zevkimizi kullanarak minik ayrıntılarla çok farklı, özel sunumlar ortaya çıkartabiliriz. Hatta kişiye özel armağanlar hazırlayan şirketler bile var bu konuda.

Piyasada bu işler için çok neşeli ve renkli malzemeler bulmak da kolay. Dantel, fisto, kurdele gibi süslemeler paketleme işlerinin olmazsa olmaz malzemeleri. Örneğin; sade renkli bir kağıda sardığımız paketimizi el örgüsü dantel ile süslersek bize geçmişten gelmiş, nostalji yaşatan hediye hissini vermez mi? Artık içinden ne çıkacağı bile önemsiz, paketin yaratacağı his her şeye değer bence...


                                         

Anılarda kalmış bir fotoğraf ile sunulan hediye ise sizi o güne götürecektir. İşte tam  ''Anı yakala'' oldu. Belki de paketi açmayı bile unutacaksınız...


Aklınıza değişik bir fikir gelmedi diyelim, sıradan olmak ta istemiyorsunuz...Bakın şöyle etrafınıza mutlaka bir yerlerde, bir saksıda bir dal çiçek vardır. Artık, bu seferlik affedin kendinizi ve koparıverin, hemen kondurun hediyenin üstüne. Alın size hem hediye hem çiçek birarada...



Herkesin elinde gördüğünüz kaplama kağıtlarından olsun istemiyorsanız, alışılmışın dışına çıkın ve farklı malzemeler kullanın. Hiç çekinmeyin, bence hediye vereceğiniz kişi çok şaşıracak ve keyif alacaktır.


Bu kumaş veya yün parçası da olabilir, atlas kağıdı da. Seyehat etmeyi çok seven birisi için böyle bir hediye paketi çok anlamlı olur herhalde!



Kısacası; unutmayın ki hediye; veren kişinin zerafetini, alan kişinin de değerini simgeler...Bunu sunabilmek ise minik de olsa emek ve özen ister...

                                 

Yeni yıl için keyifli ve telaşlı bir hediye alışveriş dönemi başlarken, armağanların en güzeli, paketlerin en süslüsü evrenden hediye edilsin sizlere...

      





Keyif ve hediye dolu günleriniz olsun...




12 Ekim 2013 Cumartesi


Sürekli yayınlarımda vintage kelimesini kullanıyorum. Çünkü, seviyorum bu tarzı. Hem kıyafetlerde hem de dekorasyonda...Neden? Çünkü; Eskiye düşkün olan ve nostaljik detayları seven herkes benim gibi biraz da olsa sever vintage görüntüleri. Hani aile büyüklerinin yadigarlarını saklayıp, zevkle kullananlardansanız kesin siz de meraklısınızdır. Peki ama ne demek kelime anlamı ile vintage ?

                          

Geçmiş dönemlere ait özel parçalara verilen bir terimdir. Örneğin; 1940'lı ,1950'li yıllara ait kıyafetler gibi...Veya belirli yıllarda üretilen klasik otomobiller de olabilir bunlar.Gerçek vintage olabilmesi için bir dönemi temsil etmesi gerekiyor. Coco Chanel'in blazer ceketleri, Vakko'nun 60'lı yıllarda ürettiği eşarp ve fularlar gibi...

Bunlara tabii ev, mutfak eşyaları ve el işleri de eklenebilir. Unutulmak üzere olan ancak; son yıllarda tekrar modernize edilerek günlük yaşamda itibar kazanmaya başlayan danteller de vintage tarza uygun örnek olmaya başladılar...Vintage gelinliklerde bu zarif dantelleri görmek mümkün...
                                                                                                                                                                                             

Marilyn Monroe, Audrey Hepburn gibi Hollywood starlarının filmlerinde giydikleri kıyafet ve kullandıkları aksesuarlar 1940-1960 yılların en güzel temsilcileridir...


Vintage kelimesini sözlükte aramak isterseniz, karşınıza gelen birinci anlamına göre ''BAĞBOZUMU'' demektir. Belki de hasat üzümlerinin eski olduğu ve dolayısı ile üretilen şarabın daha lezzetli olacağı düşünüldüğü içindir!



Bu tarzı takip etmek ve sahip olmak için aile büyüklerinden kalan yadigarlarınız yoksa İstanbul İstiklal caddesi 'ndeki pasajlar (İlk aklıma gelen Atlas Pasajıdır) tam ideal yerlerdir. 
Özellikle Suriye Pasajı'nda  bulunan ''Bay Retro'' http://www.peteginkeyifdukkani.com/2013/01/eskilere-yolculuk.html benim de İstanbul ziyaretlerimde en keyif aldığım vintage cennetidir. Tüm dönem kostümlerini ve dizi çekim kıyafetlerini burada bulabilirsiniz. İzmir'deki tek adresi ise Kemeraltı Çarşısı Kızlarağası Hanı'nda 2.kattaki dükkanlardır. Handan dışarı bile çıkmak istemeyecek, dolaştıkça tarihe bir yolculuk yapıp geleceksiniz, eminim...


Burada pinterest kaynaklı paylaştığım fotolar 1950 yıllarına ait dönem elbiseleridir. İnce bel tabii ki en vazgeçilmez ve olmazsa olmaz şartıdır. Bir sıra beyaz inci kolye, bir broş veya yaka gülü de elbiseyi tamamlayan önemli detaylardır.

Bu zarif ve şık elbiselerin içinde nedense ben Grace Kelly'i görüyorum ! Ya siz ?








                            






Keyif  Dolu Günleriniz Olsun...





14 Ağustos 2013 Çarşamba


Düğün gibi bir kutlama töreninin tabii ki mevsimi olmaz. Bu merasim kara kışta da, bunaltıcı yaz sıcağında da güzelliğini, kutsallığını korur...

29 Mart 2013 Cuma


Yaz mevsimi yaklaştığına göre düğün mevsimi de başlıyor demektir. Başlıkta  '' Gelinler hazır mı ? '' diye sordum ama o hazırlık hiç bitmez ki !
Son dakikaya kadar sürer telaş. Tabii çok özel bir gündür, hani sanki telafisi olmayan bir zaman dilimidir o anlar; gelin ile damada sunulan hediye zamandır. İşte o gün her gelin adeta Sinderella olmak ister; çünkü gece 12 olmadan, büyü bozulmadan, masal prensesi olma şansı verilmiştir gelinlere...O zaman bu şans iyi değerlendirilmelidir ! 

                        

Aslında; büyü bozulup, balkabağı kaybolunca gerçek hikaye başlar...Bu hikayede kahramanlar, roller bellidir. Hikayeye giriş de çok keyiflidir, eğlencelidir. Ancak hikayenin konusu  gelin ile damada bağlıdır. Nasıl bir hikaye yazıp, oynayacaklarına kendileri karar verirler. Binbir Gece Masalları gibi sonu olmaması gereken bir hikayedir bu... Bütün evliliklerin uzun ömürlü, gelinlerin prenses, damatların da  kahraman olarak kalmasını dileyerek biz hazırlıklara başlayalım...( Bölüm-2- )





Sarayda yaşayan gerçek Prenses Gelinler de vardır...(Bu arada çocuk gelinler olmasın hiç, evlilik değil evcilik oynasınlar diyorum ! )









Keyif  Dolu Günleriniz Olsun...