17 Ekim 2013 Perşembe


Evet başlığı yanlış okumadınız, yabancı dil öğrenirken sorulmaması gereken sorular dedim. Hani sorulması ve cevaplanması gerekenler değil! Çünkü; bazen de yanlıştan yola çıkarak doğruyu buluruz. Örneğin ben öğrencilerime dil eğitimi verirken yanlışı göstererek, hatayı bulmalarını bekleyerek dilbilgisi kurallarını öğretmek yolunu seçerim. Tabii buna tepki gösteren öğrenciler de olur zaman zaman ''Hocam, ama kafam karıştı, ne bileyim yanlış yazdığınızı, doğrudur, zannettim! '' derler. Ama ben de bilirim ki, doğrudan da girseniz, öğrenci yanlış anlayacaksa hele hele öğrenmek ve anlamak için birinci şart ''merak'' yoksa anlamaz. Çünkü; öncelikle merak etmesi lazım yani niyet etmesi lazım.

Evet; şimdi başlığıma döneyim...Diyelim ki böyle yabancı dil öğrenmeye niyet etmiş bir de üzerine meraklı, ilgi duyan öğrencilerimiz olmuş, bir eğitimci daha başka ne ister, değil mi? Haa bir de soru soran ve sorgulayan öğrenciler ister ki iletişim halinde olsun ve suya yazı yazmadığını hissetsin..

Ancak; yabancı dil eğitmenlerinin cevaplamak istemeyeceği sorular da vardır; öyle ya bazı sorular sorulmamalıdır çünkü cevapları yoktur...

Ben şimdi cevaplarken çok zorlandığım bu soruları diyalog halinde paylaşmak istedim sizlerle ... Hayal ürünü değil, gerçek hayatta geçen konuşmalardır !



1. Öğrenci: (İlk hafta, ilk gün, ilk ders)  Hocam, biz şimdi şakır şakır ne zaman konuşacağız bu İngilizceyi ?

Öğretmen: 

a) Bir yıl içinde öğrenebilmem ve konuşabilmen için gerekli temel eğitimi alacaksın burada, ancak zaman ve bol pratiğe ihtiyacın var ! Acele etme, sakin ol ! 

b) Şakır şakır konuşmak ile neyi kastediyorsun bilmiyorum.
 ( Şakır şakır ama yanlış, yavaş yavaş ama doğru, şakır şakır ama doğru?) Belki de hiçbir zaman konuşamayacaksın! Bu tamamen sana, isteğine, çalışmana ve gayretine kalmış bir şey! Yeni bir dil öğrenmek hiç de kolay değil, bak zaten adı bile ''YABANCI ''. Yani emek ve zahmet ister...Hani bırak şakır şakır konuşmayı, ''slowly slowly'' konuşursan bile ne ala! 

2. Öğrenci: ( Yabancı dil ile ilk defa tanışan öğrenci) Hocam biz şimdi Amerikan İngilizcesi mi, İngiliz İngilizcesi mi konuşalım ? 

Öğretmen:

a) Siz şimdilik bu ayrımlara hiç takılmayın. Gerekli yerlerde biz bu farklardan bahsedeceğiz. Ancak şu an sizin için önemli değil.

b) Ee daha çoookk İngilizce konuşulan ülkeler var. Örneğin; Avusturya var, Kanada var, Malta var... Sen tek bir şeye dikkat et Türkiye İngilizcesi konuşma, olur mu ? Gel biz önce I,You,He,She,It ile bir başlayalım! Sen sonra karar verirsin...

3.Öğrenci: Hocam, SHE yerine HE yazsam nolur ki? Niye not vermiyorsunuz? ''S' koymadım diye bu adamlar bunu anlamazlar mı yani?

Öğretmen:

a) Tabii ki günlük hayatta bunlar sorun olmaz, yanlış ifade olarak algılanabilir ama akademik bir dil eğitiminde özellikle sınavlarda geçersizdir, unutmayın siz sokak İngilizcesi eğitimi almıyorsunuz!

b) Farkında mısınız? Siz cinsiyetini değiştiriyorsunuz kişinin? bukadar olağan görüp, hoşgörü  ile karşılıyor musunuz kendi dilinizde ? Hadi gel bakalım bir erkeğe sürekli dilin sürçşün ve kadın diye hitap et! Nekadar hoşgörür de boşverir bilemiyorum !

4. Öğrenci: ( 1 ay sonra...) Hocam, ama ben Yabancı film izlerken bazı kelimeleri anlamıyorum, kaçırıyorum, neden ?

Öğretmen:

a) Tabii ki normal sen daha 1 ay oldun öğrenmeye başlayalı, çok erken henüz. Daha zamanları bile bilmiyorsun, kelime dağarcığın çok az, panik olma! ve acele etme, lütfen...

b) Bazı kelimeleri anlamıyorsan, inan çok iyi durumdasın. Çünkü; ben yıllardır bu işin içindeyim ama anlamadığım okadar çok kelime var ki! Helal olsun sana! Bak ne güzel öğretmişiz !

5. Öğrenci: Hocam, Türkçe düşünmeyin diyorsunuz da İngilizce düşünmek ne demek?

Hadi bakalım buyrun!  İşte bu sorunun ne a şıkkı var ne de b seçeneği...

Cevabını ben de veremem şimdi! Çünkü derin mevzu...Kısacası ''AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR'' diyelim belki de cevap yerine geçer...

Yukarıdaki sorulara ben hangi seçenekteki cevapları veriyorum, merak mı ettiniz ? Benim sınıf içi yanıt şeklim A. Çünkü yine de her şeye rağmen soran öğrenci, öğrenmek isteyen öğrencidir. Yeni bir dil öğrenmek gayretinde ve yolundaki öğrencinin tek ihtiyacı motivasyon ve bunu sağlayacak eğitimcidir, yoksa vazgeçmek, geri dönmek öğrenci için çok basittir. Öğrenciyi kazanmak ve öğretmek ise bir ders yılı sürer bazen de daha fazla...



Keyif Dolu Günleriniz Olsun...





15 Ekim 2013 Salı


Bayram günleri çocukluğumuzdur...


Huzurlu, keyifli ve sevdiklerimizle geçen hergünümüz bayramımızdır aslında...


Hayatımızdaki renklerimiz bayram neşesi gibidir...


Daha nice mutlu ve barış dolu bayram günlerimiz olsun...


BAYRAM

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... 
Görmenin nasıl bir bayram oldugunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun diregi bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayip "çok sükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmus bir ilişkiyi bitirmek de öyle...
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendigine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarini müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmistim, yanılmamışım" sözü bayramdır. Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır;ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram..

Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!

Can Yücel


12 Ekim 2013 Cumartesi


Sürekli yayınlarımda vintage kelimesini kullanıyorum. Çünkü, seviyorum bu tarzı. Hem kıyafetlerde hem de dekorasyonda...Neden? Çünkü; Eskiye düşkün olan ve nostaljik detayları seven herkes benim gibi biraz da olsa sever vintage görüntüleri. Hani aile büyüklerinin yadigarlarını saklayıp, zevkle kullananlardansanız kesin siz de meraklısınızdır. Peki ama ne demek kelime anlamı ile vintage ?

                          

Geçmiş dönemlere ait özel parçalara verilen bir terimdir. Örneğin; 1940'lı ,1950'li yıllara ait kıyafetler gibi...Veya belirli yıllarda üretilen klasik otomobiller de olabilir bunlar.Gerçek vintage olabilmesi için bir dönemi temsil etmesi gerekiyor. Coco Chanel'in blazer ceketleri, Vakko'nun 60'lı yıllarda ürettiği eşarp ve fularlar gibi...

Bunlara tabii ev, mutfak eşyaları ve el işleri de eklenebilir. Unutulmak üzere olan ancak; son yıllarda tekrar modernize edilerek günlük yaşamda itibar kazanmaya başlayan danteller de vintage tarza uygun örnek olmaya başladılar...Vintage gelinliklerde bu zarif dantelleri görmek mümkün...
                                                                                                                                                                                             

Marilyn Monroe, Audrey Hepburn gibi Hollywood starlarının filmlerinde giydikleri kıyafet ve kullandıkları aksesuarlar 1940-1960 yılların en güzel temsilcileridir...


Vintage kelimesini sözlükte aramak isterseniz, karşınıza gelen birinci anlamına göre ''BAĞBOZUMU'' demektir. Belki de hasat üzümlerinin eski olduğu ve dolayısı ile üretilen şarabın daha lezzetli olacağı düşünüldüğü içindir!



Bu tarzı takip etmek ve sahip olmak için aile büyüklerinden kalan yadigarlarınız yoksa İstanbul İstiklal caddesi 'ndeki pasajlar (İlk aklıma gelen Atlas Pasajıdır) tam ideal yerlerdir. 
Özellikle Suriye Pasajı'nda  bulunan ''Bay Retro'' http://www.peteginkeyifdukkani.com/2013/01/eskilere-yolculuk.html benim de İstanbul ziyaretlerimde en keyif aldığım vintage cennetidir. Tüm dönem kostümlerini ve dizi çekim kıyafetlerini burada bulabilirsiniz. İzmir'deki tek adresi ise Kemeraltı Çarşısı Kızlarağası Hanı'nda 2.kattaki dükkanlardır. Handan dışarı bile çıkmak istemeyecek, dolaştıkça tarihe bir yolculuk yapıp geleceksiniz, eminim...


Burada pinterest kaynaklı paylaştığım fotolar 1950 yıllarına ait dönem elbiseleridir. İnce bel tabii ki en vazgeçilmez ve olmazsa olmaz şartıdır. Bir sıra beyaz inci kolye, bir broş veya yaka gülü de elbiseyi tamamlayan önemli detaylardır.

Bu zarif ve şık elbiselerin içinde nedense ben Grace Kelly'i görüyorum ! Ya siz ?








                            






Keyif  Dolu Günleriniz Olsun...





5 Ekim 2013 Cumartesi


Blogumun ilk yazılarındandır ''Kahve Keyfi''.http://www.peteginkeyifdukkani.com/p/blog-page.html Bilememiştim hangisine öncelik vereceğime Çaya mı ? Kahveye mi ? Öyle ya sevilen iki şey arasında seçim yapmam gerekiyordu beni anlatırken. İkisi de bendim aslında kahve sabahımdı , çay ise günümdü, akşamımdı...Neyse yine aklıma düştü bugünlerde benim kahve dünyam ve şöyle instagram fotolarımdan derleyip kahve ve fincan seremonilerimi paylaşmak istedim sizlerle...Evet yalnız olsam bile kahve içmek törendir benim için...Kahve arkadaşlık eder size, ortak olur kendinizle kaldığınız dakikalara...Çay daha halktır, her ortama ayak uydurur ancak; kahve özenli sunumları sever. 

Bu arada bir bilgiyi de paylaşayım sizlerle. Kahvenin yanında ikram edilen bir bardak su kahvenin üzerine içilmek için değil; öncesinde ağzımızda kalan tüm tatları temizlemek ve kahveye hazırlamak içindir !

Ayrıca yanında ikram edilen lokum ise Osmanlı Saray geleneğine dayalıdır. Padişahın huzuruna çıkmak için saraya gelen davetliler önce büyük salonda toplanır ve kahve ikram edilirmiş. Sırasını beklerken yüce padişahı görmenin heyecanı ile kan şekeri düşen misafirler olurmuş. İşte bu nedenle heyecanlarını bastırmaları için kahve ve lokum geleneği yerleşmiştir.



Bodrum Teras hatırası, kendi begonvillerim ile...


Mısır Çarşısı hatırası


İzmir'de kahvenin yanında ikram edilen bir çay kaşığı sakız reçelli soğuk su özellikle yaz aylarında çok keyif verir...



Nostaljiyi hep sevmişimdir

                           
                            

Her ziyaret ettiğim şehirden fincan hediye ederim kendime anı olarak

                            




Harem kültürünü okurken geleneksel bir törenim vardır kendime






Vintage tarzı çok beğenen biri olarak vazgeçilmezlerim...


Huzur veren fincanım ile içilen kahve keyfi...


           ''Kalimera'' diyen fincanım Kos'taki bir arkadaşı ve yaz anılarımı hatırlatır bana...



İlk defa yakaladığım bir an...




Bol Keyifli, dostlarla içilen bol köpüklü kahve sohbetleriniz olsun





1 Ekim 2013 Salı


Günümüzde dekorasyon akımları sınır tanımaz boyutlara ulaştığı gibi her geçen gün hayatımızdaki yeri hem fonksiyon hem de estetik anlamda çok önem kazandı. Benim de  beşikler ile ilgili görseller öyle hoşuma gidiyor ki bebeklerin tüm sevimliliğine beşiklerin adeta minik saraylara benzeyen vintage etkili görüntüleri eklenince tutamadım kendimi sizlerle paylaşmak istedim...


Tabii ki sadece görsel güzelliğinin yetmeyeceği bir kullanım alanıdır beşikler. Bebekler için çok da hayati hassasiyet gerektiren püf noktalarını uzmanların görüşleri doğrultusunda derledim...Tüm bebekler mışıl mışıl, keyifle uyusun...




- Beşiklerin malzemeleri mutlaka doğal ve ahşap olmalıdır.       Boya, kurşun veya civa içermemelidir.

- Parmaklık aralıkları 5-7 cm. den fazla olmamalı, bebeğin      kafası veya vücudunun geçemeyeceği aralıkta olmalıdır.

- Beşiklerin içi boş tutulmalı, hediyelik eşyalar, nazar    boncuğu gibi iğnelenen süsler bulunmamalıdır.

- Bebeğin baş ve dönme pozisyonundaki yerlerde    destekleyici, yumuşak dokulu sabit korumalıklar  bulundurulmalıdır.

- İlk aylarda beşik içinde kullanılan battaniyeler bebeklerin hareket edemedikleri göz önünde bulundurularak hava aldıran, delikli malzemelerden olmalıdır.





Görseller: Pinterest



Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ