11 Eylül 2014 Perşembe


Evet başlığı yanlış okumadınız, yabancı dil öğrenirken sorulmaması gereken sorular dedim. Hani sorulması ve cevaplanması gerekenler değil! Çünkü; bazen de yanlıştan yola çıkarak doğruyu buluruz. Örneğin ben öğrencilerime dil eğitimi verirken yanlışı göstererek, hatayı bulmalarını bekleyerek dilbilgisi kurallarını öğretmek yolunu seçerim. Tabii buna tepki gösteren öğrenciler de olur zaman zaman ''Hocam, ama kafam karıştı, ne bileyim yanlış yazdığınızı, doğrudur, zannettim! '' derler. Ama ben de bilirim ki, doğrudan da girseniz, öğrenci yanlış anlayacaksa hele hele öğrenmek ve anlamak için birinci şart ''merak'' yoksa anlamaz. Çünkü; öncelikle merak etmesi lazım yani niyet etmesi lazım.

Evet; şimdi başlığıma döneyim...Diyelim ki böyle yabancı dil öğrenmeye niyet etmiş bir de üzerine meraklı, ilgi duyan öğrencilerimiz olmuş, bir eğitimci daha başka ne ister, değil mi? Haa bir de soru soran ve sorgulayan öğrenciler ister ki iletişim halinde olsun ve suya yazı yazmadığını hissetsin..

Ancak; yabancı dil eğitmenlerinin cevaplamak istemeyeceği sorular da vardır; öyle ya bazı sorular sorulmamalıdır çünkü cevapları yoktur...

Ben şimdi cevaplarken çok zorlandığım bu soruları diyalog halinde paylaşmak istedim sizlerle ... Hayal ürünü değil, gerçek hayatta geçen konuşmalardır !



1. Öğrenci: (İlk hafta, ilk gün, ilk ders)  Hocam, biz şimdi şakır şakır ne zaman konuşacağız bu İngilizceyi ?

Eğitmen: 

a) Bir yıl içinde öğrenebilmem ve konuşabilmen için gerekli temel eğitimi alacaksın burada, ancak zamana ve bol pratiğe ihtiyacın var! Acele etme, sakin ol ! 

b) Şakır şakır konuşmak ile neyi kastediyorsun bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman konuşamayacaksın! Bu tamamen sana, hedeflerine, çalışmana ve gayretine kalmış bir şey! Yeni bir dil öğrenmek hiç de kolay değil, bak zaten adı bile ''YABANCI ''. Yani emek ve zahmet ister...Hani bırak şakır şakır konuşmayı, ''slowly slowly'' konuşursan bile ne ala! 

2. Öğrenci: ( Yabancı dil ile ilk defa tanışan öğrenci) Hocam biz şimdi Amerikan İngilizcesi mi, İngiliz İngilizcesi mi konuşalım ? 

Eğitmen: 

a) Siz şimdilik bu ayrımlara hiç takılmayın! Yeri geldiğinde biz bu farklardan bahsedeceğiz. Ancak şu an sizin için önemli değil.

b) İngilizce konuşulan başka ülkeler de var. Örneğin; Avusturya var, Kanada var, Malta var... Sen tek bir şeye dikkat et, Türkiye İngilizcesi konuşma, olur mu? Gel biz önce I,You,He,She,It ile bir başlayalım! Sen sonra karar verirsin...

3.Öğrenci: Hocam, SHE yerine HE yazsam nolur ki? Niye not vermiyorsunuz? ''S' koymadım diye bu adamlar bunu anlamazlar mı yani?

Eğitmen: 

a) Tabii ki günlük hayatta bunlar sorun olmaz, yanlış ifade olarak algılanabilir ama akademik bir dil eğitiminde ve yabancı dil yeterlilik sınavlarında geçersizdir, unutmayın siz sokak İngilizcesi eğitimi almıyorsunuz!

b) Siz bu hata ile bahsedilen kişinin cinsiyetini değiştirdiğinizin farkında mısınız?bunu bukadar olağan görüp, hoşgörü  ile karşılıyor musunuz kendi anadilinizde ? Hadi gel bakalım bir erkek ile konuşurken sürekli dilin sürçşün ve hanım diye hitap et! Nekadar hoşgörür de boşverir bilemiyorum !

4. Öğrenci: ( 1 ay sonra...) Hocam, ama ben Yabancı film izlerken bazı kelimeleri anlamıyorum, kaçırıyorum, neden ?

Eğitmen: 

a) Tabii ki normal daha 1 ay oldu öğrenmeye başlayalı, çok erken henüz senin için! Henüz kelime dağarcığın çok az, panik olma! Ve acele etme, lütfen...

b) Bazı kelimeleri anlamıyorsan, inan çok iyi durumdasın. Çünkü; ben yıllardır bu işin içindeyim ama anlamadığım okadar çok kelime var ki! Helal olsun sana! Bak ne güzel öğretmişiz !

5. Öğrenci: Hocam, Türkçe düşünmeyin diyorsunuz da İngilizce düşünmek ne demek?

Hadi bakalım buyrun!  İşte bu sorunun ne a şıkkı var ne de b seçeneği...

Cevabını ben de veremem şimdi! Çünkü derin mevzu...Kısacası ''AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR'' diyelim belki de cevap yerine geçer...

Yukarıdaki sorulara ben hangi seçenekteki cevapları veriyorum, merak mı ettiniz ? Benim sınıf içi yanıt şeklim A. Çünkü yine de her şeye rağmen soran öğrenci, öğrenmek isteyen öğrencidir. Yeni bir dil öğrenmek gayretinde ve yolundaki öğrencinin tek ihtiyacı motivasyon ve bunu sağlayacak eğitimcidir, yoksa vazgeçmek, geri dönmek öğrenci için çok basittir. Öğrenciyi kazanmak ve öğretmek ise bir ders yılı sürer bazen de daha fazla...



Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ


Bu yayında yine sunum keyfi var! Benim keyiflerim...


















                                       




Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

8 Eylül 2014 Pazartesi


İzmir'de gezilip, görülecek yerler denildiğinde anlatılacak  öyle güzel köşeler vardır ki yaz yaz bitmez. Kolay mı Ege'nin incisi, mitolojinin prenses şehri olmak.

Selçuk'ta 7 uyurların hala huzur içinde uyuduğu, Meryem Ana'nın hacı olmaları için Hıristiyanları çağırdığı, antik dünyanın 2.büyük kütüphanesine sahip Bergama'nın salındığı, şehirler şehri Efes'in başrol oynadığı, İZMİR olmak kolay mı? Tüm dünyanın Mayalardan korkup saklandığı Şirince'ye sahip olmak da başka hiçbir şehre nasip olmaz herhalde !



Baharın gelmesiyle; Çeşme'nin, Urla'nın ''Biz buradayız'' diye bağırdığı, Alaçatı'nın rüzgarıyla selamladığı, kuzey yakadan Foça'nın ''Haydi Gelin!'' diye seslendiği bir şehir olmak tabii ki ayrıcalıktır. Yani; bilir kendini İzmir. O farklıdır, ayrıdır...

Süzülür elbet bir gelin gibi 81 ilin içinde; çünkü, Ata'sına gelin vermiş bir şehirdir O. 



Bu farklılık medeni oluşundandır, zenginliğini ekonomiden değil medeniyetinden alır...Meryem Ana gibi Zübeyde Ana da bu şehirde yatar. Kordon'un imbatı sakinleştiriverir herkesi ,o yüzden buranın insanı neşelidir, keyiflidir. Sevmez kavgayı, gürültüyü...Yıllardır Reyhan pastanesi'nde içtiği çaydan, Sevinç'te yediği pastadan keyif alır, Dario Moreno sokağı'nda çıktığı asansörden seyreder körfezi...


Karşıyaka vapuruna binince anlar insan bu şehirde ayrı bir şehir daha olduğunu, yaklaştıkça karşıdaki yakaya fark eder yalının güzelliğini, cıvıl cıvıl çarşıyı. Avm lerden sonra itibarını kaybetmiş olsa da Karşıyaka Çarşı, hala çarşıdır sanki bir şeylere karşı...

Hani bir gün yolunuz düştü İzmir'e (Merkeze) ''Nereye gitsek acaba?'' dediniz ve bilinenlerinden farklı yerler görmek istediniz, buyurun o zaman benim keyif köşelerime misafir edeyim sizi.

Eski rehberlik günlerimi yad ederek başlayayım...

Sezen ne güzel söylemiş "Kalbim Ege'de kaldı" diyerek; bakalım sizin de kalır mı aklınız bu şehirde ?

1-  Varyant'da Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak              Müzesi

 3 yıl önce hayatını kaybeden seramik sanatçısı Ümran Baradan'nın kurduğu bu müze; sadece çocuklar için değil çocukluğunu yaşamak isteyen herkes için keyifli bir yer. Müze çıkışı Varyant'tan aşağıya inerken sizi karşılayan manzara ise İzmir'in en güzel körfez görüntüsüdür. (Pazartesi hariç her gün açık)


2- Varyant'da Tatar Çiğ Börekçi Mehmet Usta


Kendisinden sonra bu nefis böreği pişirebilecek kimse kalmayacak diye üzülen Mehmet Usta bir Kırım göçmeni. Mahalle arasındaki küçük, salaş mekanında yer bulursanız şanslısınız. Ya da benim gibi çiğ böreği çok seven biriyseniz arabada yemeği bile göze alarak gidersiniz !


3-  Kordon'da  Arkas Sanat Merkezi


İzmirli İşadamı ve sanatsever Lucien Arkas'ın eski Fransız  Konsolosluğu binasını modernize ederek İzmir'e armağan ettiği resim galerisidir. Sanatseverlerin Kordon keyfinden sonra rahatça uğrayabileceği bir yer. (Giriş ücretsiz!)


4-  Kordon 'da Tavacı Recep Usta


İstanbul ve Ankara'da da şubeleri bulunan bu ustanın yeri; İzmir'e gelip de Kordon'da balık keyfinin dışında alternatifler arayanlar için çok uygundur. Eski Yunan evinde, sakız sardunyaları içinde körfeze karşı yemek yiyebilecekleri bir kebap cennetidir.


5-  Kıbrıs Şehitler Bulvarı  Alsancak Unlu Mamüller

Babadan oğullarına geçen işletmeciliği ile klasikleşmiş unlu mamüller satış yeri. Özellikle bademli kurabiyesi ve minik çikolatalı suflesini satın almadan çıkamazsınız. Bir de İzmir'e gelmişken en iyi tahinli boyozu bulabileceğiniz yer.


6-  Kıbrıs Şehitler Bulvarı Gazi Kadınlar Sokağı       


Levanten ailelerinin yaşadığı eski İzmir evlerinin bulunduğu, son yıllarda popüler barların açıldığı, sokağa girer girmez Kordon'un esintisini hissettiğiniz eğlence dolu sokak.
             
     

7- Kıbrıs Şehitler Bulvarı Kitapsan Kitap ve Kırtasiye


Kitap ve kırtasiye düşkünleri için üst katında bulunan ve  bulvara bakan oturma grubu tam seyirlik teras tadında. Ayrıca her türlü yerli, yabancı yayına rahatça ulaşabileceğiniz kitap merkezi.

8-  Karşıyaka Çarşı CİBES  Restoran

Giritli bir ailenin  işlettiği, ev tadındaki lezzetli Ege yemeklerini açık büfe şeklinde bulabileceğiniz restoran.


9-  Sasalı Doğal Yaşam Parkı


Hayvan dostlarımızın binbir türünü aynı anda görüp, ziyaret edebileceğiniz, tropik seralardan geçip, yeşillikler içindeki kafesinde çayınınızı içebileceğiniz kocaman bir park.


10- Konak'ta Arkeoloji Müzesi


Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış İzmir'de ziyaret edilmesi gereken müzelerden biridir. (Ayrıca Batı Anadolu'nun ilk açılan müzelerindendir!).


11- Alsancak Waffle'cı Akın

Bornova , Bostanlı, Buca ve Göztepe'de de şubeleri bulunan waffle merkezi tatlıseverler tarafından çok rağbet görüyor, çünkü şehrin kumrucuları gibi simge haline geldi. Kullandığı malzemelerin çokluğu insana hangi waffle sipariş vereceğini şaşırtıyor...


12- Eşrefpaşa Antik Şehir Merkezi ( Agora )

Tarih meraklılarının görmeden dönmeyeceği antik İzmir kalıntılarının bulunduğu şehir merkezi.


NOT: (Sizlere önerdiğim yerlerin hepsi benim yıllardır keyifle ziyaret ettiğim mekanlardır. Reklam amaçlı veya ticari paylaşımlar değildir !)

Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ

3 Eylül 2014 Çarşamba



Geçen gün yakın bir arkadaşımdan dinlediğim KİRPİ HİKAYESİ çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Aslında ilk defa duyulmuş veya çok değişik bir hikaye değil ama işte kıssadan hisse meselesi. Ben de böyle payıma düşen hisseleri dinlemeyi,anlamayı çok severim.

''Hayat işte!'' derim, anlayana bir de öğrenebilene! O başka öğretmenlere benzemez de.

Önce bir anlatır, sonra bakar ki anlamıyorsun, kafana vura vura anlatır bu kez. Hiç de öyle günümüzün anlayışlı, empatik öğretmenleri gibi de değildir yani! Ha yine mi anlamadın verir seni disipline ve alırsın bol bol ceza.
İşte o zaman,ne güzel öğrenirsin dersini.


Neyse; fabl türü bu hikayede arkadaş olan bir grup kirpi ''Biz neden birbirimizden ayrı duruyoruz ki? Hava çok soğuk, üşüyoruz, sıkı sıkı sarılalım birbirimize, üşümeyiz o zaman'' diyerek iyice yakınlaşmışlar; ancak öyle dip dibe gelmişler ki hepsinin iğnesi birbirine batmış ve kan revan içinde kalmışlar.
''Olmaz böyle, ayrılmalıyız birbirimizden ve uzak durmalıyız!'' diyen bir kirpinin fikrine uyarak uzaklaşmışlar ve kaçmışlar birbirlerinden. Tabii hava soğuk malum, çok üşüdükleri için yavaş yavaş donarak hepsi ölmüş, yok olmuş.

Denge ve mesafe ayarı ne kadar önemlidir hayatta değil mi ?

Canını yakmadan, nefes alanını daraltmadan, sıkmadan, bunaltmadan birlik ve beraberlik içinde ve iyi niyetle var olabilmek, güçlenebilmek ya da uzaklaşıp, tekleşip tamamen yok olmak? 

Sadece kalp işi değil aynı zamanda ciddi bir akıl işi bence.


Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ