izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2018 Pazartesi


İzmir'de gezilip, görülecek yerler denildiğinde anlatılacak öyle güzel köşeler vardır ki yaz yaz bitmez. Kolay mı Ege'nin incisi, mitolojinin prenses şehri olmak.

Selçuk'ta 7 uyurların hala huzur içinde uyuduğu, Meryem Ana'nın hacı olmaları için Hıristiyanları çağırdığı, antik dünyanın 2.büyük kütüphanesine sahip Bergama'nın salındığı, şehirler şehri Efes'in başrol oynadığı, İZMİR olmak kolay mı? Tüm dünyanın Mayalardan korkup saklandığı Şirince'ye sahip olmak da başka hiçbir şehre nasip olmaz herhalde!


Baharın gelmesiyle; Çeşme'nin, Urla'nın ''Biz buradayız'' diye bağırdığı, Alaçatı'nın rüzgarıyla selamladığı, kuzey yakadan Foça'nın ''Haydi Gelin!'' diye seslendiği bir şehir olmak tabii ki ayrıcalıktır. Yani; bilir kendini İzmir. O farklıdır, ayrıdır...

Süzülür elbet bir gelin gibi 81 ilin içinde; çünkü, Ata'sına gelin vermiş bir şehirdir O. 



Bu farklılık medeni oluşundandır, zenginliğini ekonomiden değil medeniyetinden alır.

Meryem Ana gibi Zübeyde Ana da bu şehirde yatar.

Kordon'nun imbatı sakinleştiriverir herkesi, o yüzden bu şehrin insanı neşelidir, keyiflidir. Sevmez kavgayı, gürültüyü. Yıllardır Reyhan pastanesi'nde içtiği çaydan, Sevinç'te yediği pastadan keyif alır, Dario Moreno sokağı'nda çıktığı asansörden seyreder körfezi...


Karşıyaka vapuruna binince anlar insan bu şehirde ayrı bir şehir daha olduğunu, yaklaştıkça karşıdaki yakaya fark eder yalının güzelliğini, cıvıl cıvıl çarşıyı. Avm lerden sonra itibarını kaybetmiş olsa da Karşıyaka Çarşı, hala çarşıdır sanki bir şeylere karşı...

Hani bir gün yolunuz İzmir merkeze düşürse ''Nereye gitsek acaba?'' derseniz ve bilinenlerden farklı yerler görmek isterseniz, o zaman buyrun benim keyif köşelerime misafir edeyim sizi.

Eski rehberlik günlerimi yad ederek başlayayım...

Sezen ne güzel söylemiş "Kalbim Ege'de kaldı" diyerek; bakalım sizin de kalır mı aklınız bu şehirde ?

1-  Varyant'da Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak              Müzesi

5 yıl önce hayatını kaybeden seramik sanatçısı Ümran Baradan'nın kurduğu bu butik müze; sadece çocuklar için değil çocukluğunu yaşamak isteyen herkes için keyifli bir yer. Müze çıkışı Varyant'tan aşağıya inerken sizi karşılayan manzara ise İzmir'in en güzel körfez görüntüsüdür. (Pazartesi hariç hergün açık)



2- Varyant'da Tatar Çiğ Börekçi Mehmet Usta


Kendisinden sonra bu nefis böreği pişirebilecek kimse kalmayacak diye üzülen Mehmet Usta bir Kırım göçmeni. Mahalle arasındaki küçük, salaş mekanında yer bulursanız şanslısınız. Ya da benim gibi çiğböreği çok seven biriyseniz arabada yemeği bile göze alarak gidersiniz !



3-  Kordon'da  Arkas Sanat Merkezi


İzmirli İşadamı ve sanatsever Lucien Arkas'ın eski Fransız Konsolosluğu binasını modernize ederek İzmir'e armağan ettiği resim galerisidir. Sanatseverlerin Kordon keyfinden sonra rahatça uğrayabileceği bir yer. (Giriş ücretsiz)




4-  Kordon 'da Tavacı Recep Usta


İstanbul ve Ankara'da da şubeleri bulunan bu ustanın yeri; İzmir'e gelip de Kordon'da balık keyfinin dışında alternatifler arayanlar için çok uygundur. Eski Yunan evinde, sakız sardunyaları içinde körfeze karşı yemek yiyebilecekleri bir kebap cennetidir.


5-  Kıbrıs Şehitler Bulvarı  Alsancak Unlu Mamüller

Babadan oğullarına geçen işletmeciliği ile klasikleşmiş unlu mamüller satış yeri. Özellikle bademli kurabiyesi ve minik çikolatalı suflesini satın almadan çıkamazsınız. Bir de İzmir'e gelmişken en iyi tahinli boyozu bulabileceğiniz yerdir.



6-  Kıbrıs Şehitler Bulvarı Gazi Kadınlar Sokağı       


Levanten ailelerinin yaşadığı eski İzmir evlerinin bulunduğu, son yıllarda popüler barların açıldığı, sokağa girer girmez Kordon'un esintisini hissettiğiniz eğlence dolu sokak.
             
     


7- Kıbrıs Şehitler Bulvarı Kitapsan Kitap ve Kırtasiye


Kitap ve kırtasiye düşkünleri için üst katında bulunan, bulvara bakan oturma grubu tam seyirlik teras tadında. Ayrıca her türlü yerli, yabancı yayına rahatça ulaşabileceğiniz kitap merkezi.

8-  Karşıyaka Çarşı CİBES  Restoran

Giritli bir ailenin işlettiği, ev tadındaki lezzetli Ege yemeklerini açık büfe şeklinde bulabileceğiniz mekan.



9-  Sasalı Doğal Yaşam Parkı


Hayvan dostlarımızın binbir türünü aynı anda görüp, ziyaret edebileceğiniz, tropik seralardan geçip, yeşillikler içindeki kafesinde çayınınızı içebileceğiniz kocaman doğal bir park.


10- Konak'ta Arkeoloji Müzesi


Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış İzmir'de ziyaret edilmesi gereken müzelerden biridir. (Ayrıca Batı Anadolu'nun ilk açılan müzelerindendir).


11- Alsancak Waffle'cı Akın

Bornova , Bostanlı, Buca ve Göztepe'de de şubeleri bulunan waffle merkezi tatlıseverler tarafından çok rağbet görüyor, çünkü şehrin simge markalarından biri haline geldi. Kullandığı malzemelerin çokluğu insana hangi waffle tabağını sipariş vereceğini şaşırtıyor...


12- Eşrefpaşa Antik Şehir Merkezi ( Agora )

Tarih meraklılarının görmeden dönmeyeceği antik İzmir kalıntılarının bulunduğu eski şehir merkezi.




NOT:(Sizlere önerdiğim yerlerin hepsi benim yıllardır keyifle ziyaret ettiğim mekanlardır. Reklam amaçlı veya ticari paylaşımlar değildir!)





Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ





16 Aralık 2015 Çarşamba


               

İzmir geçtiğimiz hafta Travel Turkey 2015 Fuarı kapsamında Uluslararası Gastronomi Turizmi Kongresi’ne evsahipliği yaptı.  İzmir Büyükşehir Belediyesi Fuarcılık Hizmetleri, İzmir CVB ve TÜRSAB desteği ile İzmir Ekonomi Üniversitesi Mutfak Sanatları Bölümü’nün kordinatörlüğünde düzenlenen kongrede İzmirliler üç gün boyunca hem gastronomik söyleşiler yaptılar hem de İzmir ile ilgili güzel bir gelişmeden haberdar oldular.

Gastronomi alanında marka olacağı bir adım atan İzmir, Türkiye’den DELICE Gurme Kentler Birliği’ne kabul edilen ilk şehir oldu. Ege Mutfağı’nın simgesi olarak artık dünya mutfaklarında da kendine özgü yöresel lezzetleri ile adını duyaracak. Bu markalaşmayı kongre boyunca  bizzat ben de gözlemleyebildim.

Açılış günü davetli konuşmacı olarak katılan Delice Dünya Gurme Şehirler Birliği Başkanı Jean Michel Daclin, İzmir’in gastronomik açıdan dikkat çektiğini vurguladı.
Hürriyet Gazetesi Seyahat Yazarı Bahar Akıncı ise digital dünyadaki İzmir’i anlatırken tüm milletlerin ortak dili olan yemek kültüründen bahsetti. Hangi şehirde yaşarsa yaşasın bir İzmirli’nin İzmir’i anlatma keyfi başkaydı.


Kongrenin son günü konuşmacılar arasında bulunan ‘’İzmir Gourmet Guide’’ yöneticisi gurme Ahmet Güzelyağdöken’den şehrimizin coğrafi konumunun ne denli verimli ve bereketli olduğunu dinledik. Zeytinyağı kokan körfez şehri İzmir’in neden gurme kenti olmaya hak kazandığını bir kez daha anlamış olduk.

Kongre boyunca yapılan lezzet sunumlarını da unutmamak lazım. Benim için en dikkat çekici olan tadım, Şef Barış Torcu’nun Ekonomi Üniversitesi Mutfak Sanatları öğrencileri ile birlikte sunduğu oğlak etli keşkekti. Belki de çok sevdiğim geleneksel tatlardan biri olduğu içindir.

Türkiye’de yaşayan Seferadların İzmir’e hediyesi olan boyoza sahip çıkarak gelenekselleşmiş İzmir kültürü haline getiren Alsancak Dostlar Fırını da kahve molalarında sıcak sıcak ikram ettikleri boyoz ile kongrenin en fark edilir stantıydı. Henüz denemeyenler için tahinli ve enginarlı boyoz kesin tavsiyemdir.
Tabii bu arada uzun zamandır merakla beklenen Fuar İzmir de görücüye çıktı. Bu yeni alanı anılarımızdaki Kültürpark Fuar Alanı ile mukayese etmeden değerlendirmek gerekir! Uluslararası kongrelerde İzmir’in fuarcılık ihtiyacını karşılayacak kadar büyük ve modern olmuş. Eksik olan yeşil alanlarının tamamlanması ile botanik bahçe görünümüne kavuşabilir.
Dünya lezzet markaları arasında adını duyuracağından emin olduğum İzmir yolun açık, uluslararası fuarların bol olsun…


Keyif Dolu Günleriniz Olsun


13 Kasım 2015 Cuma


Yaşadığınız şehirde öyle yerler, mekanlar vardır ki; sizi her daim mutlu eder, keyif verir. Ne zaman fırsatınız olsa kendinizi oraya atarsınız. Hatta fırsat bulmak için beklemez, özler, gidersiniz. Çünkü her ziyaretinizde kendinizi bulursunuz orada. İşte KIZLARAĞASI HANI da benim için tarihi özelliği ve mistik havası ile öyle bir mekandır. İstanbul'un ilk AVM'si Mısır Çarşısı ise İzmir'in ilk alışveriş merkezi bu handır. Yaz veya kış hiç fark etmez, burası hep sizi bekler. Hem de 1744 yılından beri bekler. Zaman içinde yangınlar, yıkımlar atlatmış olan han bugün İzmir hanlarının en büyüğü ve mimari olarak da en dikkat çekici olanıdır.


Osmanlı Dönemi'nde Hacı Beşir Ağa, hanın yapım emrini verirken, İzmir'in o dönemde ticari liman şehri olması özelliğini düşünmüş olsa gerek, çünkü; han bugün de birçok yerli, yabancı turist için cazibe merkezidir.

İzmir'in Konak ilçesi, Kemeraltı Çarşısı içinde bulunan 2 katlı Han, Hisar Cami'ne yakındır. Cevahir Bedesteni, Bakır Bedesteni, Çuha Bedesteni olmak üzere 3 bölümden oluşur ve cıvıl cıvıl bir avlu ile çevrilmiştir...
                                                                                                                                                                                      

Osmanlı Dönemi'nde ticari amaçlı kullanılan zemin katında tüccarların malları depolanır, saklanır ve alışveriş yapılırmış. Üst katta ise gece konaklamak için, özel baca sistemli küçük odalar varmış.

                                       
Günümüzde giriş katında el sanatları, hediyelik eşya, halı, kilim, gümüş takı, giyim eşyası, deri kıyafetler, nargile aksesuarları, değerli taşlar satan çeşitli dükkanlar bulunur, üst kat ise hanın daha sessiz, sakin ve müşteri bekleyen katıdır. Adeta tarihsel görevine devam eder gibi!

Yani giriş katı günün hareketliliğini, telaşını, bol misafirlerini, yabancı turistlerini ağırlarken, yukarı kat dinlenmek, huzur bulmak isteyenlerin çıkacağı yerdir! Tabii sohbet ettiğim esnaf, bu durumdan hiç de hoşnut değildi. Sürekli sitem ederek
 '' Biz de varız, biz de buradayız, üst kata çıkmayı unutmasın müşteri, hem fiyatlarımız da makul''  diyor dükkan sahipleri !


                 

250 aktif dükkanı bulunan hanın genelinde mistisizm hakim. Tarihe kısa bir yolculuk yapıp, geri dönüyorsunuz sanki! Günün her saati kalabalık olan Kemeraltı Çarşı'nın içinden geçip girdiğiniz handa dışarıdaki keşmekeşliği bırakıyor ve avluda içtiğiniz fincanda pişen dibek kahvesi ile nostaljik bir keyfe başlıyorsunuz. 
'' Kimler geldi, kimler geçti acaba bu handan? '' diye düşünürken aklınız gümüş, değerli taşlar, hediyelik eşyalar satan dükkanlarda kalıyor tabii...
                                                                                                                                                                                                                                                    
                                       
                                                                                                                                                                                                   

Gümüş takılar satan Füsun Takı'nın sahibesi güleryüzlü  Füsun Hanım alışveriş yapmasanız bile kahve ikramını sizden esirgemez.
                                      
Antika ve eski eşyalara meraklılar için 2.kat tam bir cennettir. Çünkü koridorunda sükunet içinde dolanırken karşınıza harika el işleri, eski kıyafetler veya antika eşyaların sergilendiği camekanlar çıkacaktır. Eski  kilim, halı satan dükkanlarda ise günümüzde neredeyse artık göremediğimiz el halılarına rastlarsınız.

                     

                     

RİO antika dükkanında yaptığım keyifli sohbette öğrendim ki birçok değerli parça kendilerine Levanten ailelerden geldiği gibi, hurdacılardan da ulaşıyormuş. '' Ve inanamazsınız, öyle kıymetli parçaları çöp kenarlarına bırakıyorlar ki! '' dediler...
                                                                                                                                                                                           

                       

Pamukoğlu Antik Saat'in sahibesi ise geleneksek Anadolu motifli, el işi birçok eşyayı sadece satmadıklarını, aynı zamanda değerlendirdiklerini  ve tadilat, tamirat işlerini yaptıklarını da anlattı.

          

         

         

         

Üst katta bulunan Neyzenler ise handa gerçek mistisizm havası yaşatmakla kalmaz, sizi Tasavvuf  yolculuğuna da çıkarır. Hele bir de neyden çıkan tınılara denk gelirseniz, durup da dinlemeden geçemezsiniz...


İşte yolunuz İzmir' e veya Kemeraltı'na düşerse, modern çağın AVM lerinden fırsat bulursanız, Hacı Beşir Ağa'nın Hanı'na mutlaka uğrayın derim. Akın akın gelen yabancı turistlerin ilgi odağı olan bu tarihi alışveriş merkezine iade-i itibarda bulunalım derim...

        

Keyif  Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ





21 Haziran 2015 Pazar


Neşe ve mizah insanoğlunun ihtiyaç duyduğu insani duygulardır. Hatta diğer canlılara nasip olmayan gülmek eylemi ve mizahi bakış açısı bu nedenle çok değerlidir. Bizim kişiliğimizdir, hayata karşı tavrımızdır. Bu iki özellik bir araya gelir de butik bir müzede birleşirse o şehir farklılaşır! Tıpkı İZMİR gibi...

Konak Belediyesi İzmir Neşe ve Karikatür Müzesi adını ilk duyduğum zaman yüzümü gülümseten keyifli müzelerimizden. İçeride çeşitli karikatür sanatçılarının sergileri, el işi çalışmaları ve çizimleri bulunuyor. 
Eski bir Rum evi olan Alsancak Köşkü Konak Belediyesi tarafından yenilenerek İzmirlilere hediye edildi.

Siz de belki okulların kapandığı bugünlerde, sahillere kaçmadıysanız henüz, butik müze ziyaretleri ile çocuklarınıza müzecilik anlayışını aşılarken hem eğlenceli hem de zevkli zaman geçirebilmeleri için bir fırsat vermiş olursunuz.

Köşkten içeriye girer girmez Shakespeare'nin '' Mizah, zekanın bir oyunudur '' sözü ile karşılanıyorsunuz. Müzeyi gezerken aklımda ise Mevlana'nın sözü vardı. '' Bir İnsanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden ise zekasını ve seviyesini anlarsınız ''.

Kıbrıs Şehitleri Cad.No:9 Alsancak Tel: 232 463 21 07

 Pazartesi hariç her gün açık


                               
      
       

       

       






Keyif, neşe ve mizah dolu günleriniz olsun...

Petek Uluğ

11 Şubat 2015 Çarşamba



Yaşadığımız şehirleri tanımak, anlamak ve hissedebilmek için arka sokaklarına, çarşılarına dalmak, kaybolmak gerekir. Dev binaların, beton yığınlarının aralarında, AVM lerin koridorlarında dolaşmak o şehri tanımak için yeterli değildir. Hatta tanıyamazsınız! Sadece o şehirde ikamet etmek demektir bana göre.

Bu nedenle yaklaşık iki hafta önce sosyal medyada takip ettiğim İzmir Gourmet Guide ekibinin Gurme Ahmet Güzelyağdöken’in rehberliğinde düzenleyeceği Kemeraltı’nda lezzet keşifleri turunu görünce çok heyecanlandım ve hemen arayarak adımı yazdırdım.



Çarşının arka sokaklarını eski bir rehber olarak dolaşan, blogumda,köşemde yazılar yazan ben tarihsel pencereden gözlemlemeyi bilirim de, bilmediğim lezzet duraklarını keşfetmekten çok keyif alacağımı daha tura başlamadan hissetmiştim.


(Salepçioğlu Camii)

Cumartesi günü sabah 10.00’da Saat Kulesi’nin altında toplanarak Ahmet Bey, ve tura katılanlar ile tanıştık. Gezimizin sadece eski, tarihi lezzet merkezlerinin tanıtımı olmayacağını aynı zamanda tadım şenliği olacağını da fark ettik. Zaten Ahmet Bey’in yemek kültürü,  arkeoloji ve tarih bilgisi ile birleşince gezimiz kadar sohbetimiz de ilerleyen saatlerde tam bir cumartesi keyfine döndü.

Ben de sizi burada köşemde adım adım dolaştırmak isterdim ama çok uzun süreceği için minik özet bir tura çıkarmayı uygun gördüm.

Sizin de yolunuz düşürse çarşıya belki bu mekanlara uğrar kulağımızı çınlatırsınız.

Buyrun bakalım.

İlk olarak Anafartalar Caddesi’nden çarşı içine girdiğimizde henüz sabahın ilk saatleri olduğu için kalabalık ile buluşmamış Ali Galip Şekerlemecisi’nin önünde durarak 1901’den beri hizmet veren dükkanı selamladık. Kısacası; şekerler, çikolatalar, lokumlar ile başladık turumuza.



Sabah kahvaltımızı karakoldan sola saparak ilerlediğimiz, caminin çaprazında bulunan, Antalya’dan gelerek açtığı ufak dükkanında oklava kullanmadan hazırladığı el açması hamurunun inceliği ile ün salmış Antalya Börekçisi’nde yaptık. 
Havanın serin olduğu sabah saatlerini düşünürseniz içtiğimiz çayların da en az börekler kadar lezzetli geldiğini ve bizi mutlu ettiğini tahmin edersiniz. Peynirli, kıymalı el açması böreklerin yanında tatlı lor peynirli katmer mutlaka tadılmalıydı. Öneriler doğrultusunda hepsinden tadarak başlayan kahvaltımız daha ilk durakta nefesimizi kesti.

İkinci durak benim için çok şaşırtıcıydı! Her köşesini iyi bildiğimi sandığım Kemeraltı’nın bu pasajını ( Antalya Börekçisi’nin yanı) hiç fark etmemişim bile! Fark etseydim, içerideki Elgani Badem Ezmecisini de görürdüm mutlaka. 



Halen daha kendi el yapımı üretimi ile çalışan bir badem ezmecisi varmış orada da, ben bilmezmişim. Datça’dan getirdiği bademleri yumurta akı kullanmadan doğal yolla ezen badem ezmecimiz tezgah önünde oluşan uzun kuyruğa tek başına yetti.



Daha sonra çarşının turşucular, balıkçılar, sepetçiler bölümüne daldık. Bilgiler aldık. Hatta kaybolmakta olan bir demirci ustasının çalışmasını seyrettik. Demir tavında dövülürü gözlemledik. Belki de çarşının tek kalmış demirci ustasıydı!



Oradan Abacıoğlu Han’a geçtik. Mimarlık ödülüne layık görülen bu hanı ben size daha önce yazmış, anlatmıştım, hatırlar mısınız bilmem.

Handa bizi Ayşa Boşnak Börekçisi’nin tüm ekibi hazır halde bekliyordu. Yemeğimizi Ayşe Hanım’ın da katıldığı hoş bir sohbetle yedik. Boşnak mutfağı tarifleri, yemek tüyoları, anıları paylaşıldı ve Ayşe Hanım’ın kendi elleri ile yaptığı Boşnak mantısı üzerine ev baklavası tadıldı.

Handan çıkar çıkmaz hemen yanında bulunan Havra Sokağı’na girmemek olmazdı tabii. Rengarenk tezgahların süslediği sokakta Ahmet Bey bize taze balığı anlamanın püf noktalarını anlatırken benin gözüm kestaneler ve yeşil zeytinlerdeydi..

Agora Meydanı’na doğru ilerleyen sokaklarda farklı keşiflerimizden biri de babadan oğla geçen, kebabı ile meşhur Gül Kebap’tı.



Caddeyi geçerek en üst katına çıktığımız katlı otoparktan İzmir’i ve tarihi çarşının kubbelerini seyrettik. ‘’SANA TEPEDEN BAKTIM AZİZ İZMİR!’’ misaliydi…
Otoparkın hemen yan sokağına girer girmez, artık tanımadığımız bir İzmir vardı! Evet; sadece benim değil, ekipteki herkes için farklı bir İzmir Sokağı idi. 

Burada Yeşiloba Çorbacısı, Söğüşçü Muammer, Fatih Kebabçısı, Lokmacı Öztat duraklarında tadımlar yaptıktan sonra, İzmir’e has içecek olan kavun çekirdeğinden yapılan Sübya ile tanıştık. Nasıl elde edildiğini Urfa Bakkaliyesi’nden dinledik, notlar aldık. Hatuniye Camiisi, Dönertaş hakkında tarihi bilgileri dinlerken bol bol fotoğraflar çektik, kendi şehrimizde yabancı bir turist kafilesi gibiydik! 





Sonra Dibek Kahvecisi’nde dövülen kahveyi bir izledik. Sokak mis gibi kahve kokuyordu. Önceden hazırlanmış, kahve paketlerimizin bize hediye edildiğini görünce nasıl sevindiğimi anlatamam. Çünkü; ben tam bir kahve tutkunuyum.

Evet; okurken umarım yorulmamışsınızdır, ben sabah 10.00’dan akşamüzeri 16.00’a kadar süren lezzet turumuzda hiç yorulmadım…

Keyif dolu, lezzet dolu günleriniz olsun

Petek Uluğ