Güneşli havaya rağmen İzmir yine de serindi bugün. Yemyeşil, çeşit çeşit Ege otlarının satıldığı, tezgahlarında bu otlardan yapılmış el açması böreklerin tepsi tepsi sıralandığı ''CITTA SLOW'' daydık bugün. Yani; Seferihisar'da, pazarda...
Yaz aylarında çok sevdiğim Seferihisar'ın (Sertifikalı organik ürünlerin de satıldığı) pazarını kış boyu özlediğimi fark ettim. Hangi otu alacağımı şaşırarak gezindim durdum. Fast Food a inat yerli hanımların evlerinde kendi hazırladıkları yiyecekler (Otlu börek, nohutlu mantı, kalbura bastı, taze yaprak sarması, erişte, tarhana, ev baklavası, siron, benim aşure sultan ve renk renk ev reçelleri) nefisti ve çok rağbet görüyordu.
Seferihisar Pazarı'nı beğenmemin sebebi diğer pazarlara göre farklı olan konumu. Tarihe meraklı olan ben, bu sevimli pazarın TEOS (Sığacık) kale içindeki konumundan çok hoşlanıyorum. (Tarihi kale Kanuni Sultan Süleyman tarafından Rodos seferi öncesi yaptırılmış.) Kendimi pazarda değil de hani kale kapısından içeri girip, surlar arasında tarihi yolculuğa çıkmış gibi hissediyorum, çünkü; bu yavaş şehrin pazarında öyle
''Geeellll Geeellll!'' diye bağıran pazarcıları göremezsiniz, duyamazsınız. Surlar arasında gizli, minik sokaklarına yayılmış sakin insanların tezgahları ve el emeği ürünleri var sadece.
Çıkışınızı diğer kale kapısından yaparsanız eğer, sizi sakin, masmavi bir Ege denizi bekler...Yorgunluğunuzu gidermek için de oturur şöyle güzel bir bardak çay içersiniz kale dibindeki mekanlarda.
Eve dönüş yolunda her zaman olduğu gibi yine ''Babam ve Oğlum'' filminin güzel Seferihisar sahnelerini hatırladım ha bir de ayıklanıp, yıkanacak onca otları.
Keyif dolu günleriniz olsun.
Petek Uluğ
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)








.png)




